Sinemaya dair en çirkin şey olan, “filmleri anlatan arkadaş” illeti elbette sizin de hayatınızda mevcuttur. “Geçenlerde bir film izledim…” diye başlayan uçsuz bucaksız monologlar dinlemek, aynada saçlarınızın uzamasını izlemekten bile daha sıkıcı bir hal alabilir. İşte bu film anlatma işleminin son paragrafına doğru, eğer gözlerinizi hala açık tutabiliyorsanız, şu kelimeye rastlamanız oldukça olası: Meğerse. Öyle ki, birazdan sizlere detaylı olarak anlatacağımız terimi, utanmazca Türkçeye çevirmek istersek, en harika karşılığı “Meğerse filmi” olacaktır. M. Night Shyamalan’dan, bunca berbat film sonrasında hala umudumuzu kesmemizin sebebi olan The Sixth Sense‘i ele alalım. Filmi izlemiş olanlar, plot twist teriminin manasını, “Bruce Willis meğerse…” cümlesinin devamında bulacaktır. Altı Oscar Adaylığı bulunan bir yapımın sonunu söyleyerek, olası seyir zevkinizi baltalamak istemeyiz. Bu yüzden gelin ve detaylıca ele alalım, sinema oyununun en popüler hamlesini: Plot twist.

Dead Poets Society’de, Robin Williams’ın canlandırdığı John Keating isimli öğretmen, şöyle diyordu: Carpe diem. Birçok insana ilham veren bu kelime, latince “anı yaşa” manasına geliyor. Üç boyutlu lineer zaman kurgusu her ne kadar aksini söylese de, insan hep içinde bulunduğu anı yaşamaz. İnsan zihni, genellikle birkaç adım sonrasını hesaplamaya programlar kendini. Hep, bir sonraki gün, ay veyahut yıl yapacağı eylemleri kurgular. Bu sıkıcı alışkanlık, insanoğlunun son yüzyıldaki en büyük hobisi için de geçerli. Film izlerken, çok azımız bu hesaplama mekanizmasını devre dışı bırakabiliriz. Çoğu zaman, ortada bir gizem olmadığında dahi, filmin gidişatı hakkında tahminde bulunmak, keyif almaktan daha önemli bir öncelik halini alabilir. İşte sizin bu davranışınız, plot twist kavramının ardındaki mekanik. Filmin, bu tahmininizi yanıltmak adı altında verdiği uğraş ve finaldeki şaşkınlığınız da plot twist’in ta kendisi.

Plot twist, sinema tarihinde en fazla başvurulmuş hikaye tekniklerinin başında gelir. Öyle ki, günümüzde, hali hazırda binlerce kez yazılmamış bir plot twist yaratbilmek oldukça zordur. Birçok olası hikaye motifi, ne kadar iyi işlenirse işlensin klişe damgası yemekten kurtulamaz. Başta şizofreni olmak üzere, bütün akıl hastalıkları hakkında, yeryüzünde bulunan toplam akıl hastası sayısından daha fazla film yapıldı. Bu sebeple, 21. yüzyılda hala daha “aslında olmayan karakterler” üzerinden yazılmış bir finalle karşılaşırsanız, senaristi “sabunla” dövmek isteyebilirsiniz. Bir önceki cümlemiz Mr. Robot‘un yaratıcsı Sam Esmail‘e yöneliktir.

Edebiyattaki geçmişi, neredeyse hikaye anlatıcılığının kendisi kadar geçmişe gider plot twist’lerin. Lakin, sinema tarihindeki ilk örneği somut parçalar arasında tartışılabiliyor. Sürpriz bir sonun, başlı başına plot twist yaratmayacağı kanısını, argümanımızın merkezine alıyoruz. Bu sebeple, şahsi fikrimiz 1920 yapımı Cabinet of Dr. Caligari öncesindeki yapımların birer plot twist örneği oluşturmadığı yönünde. Ekspresyonist Alman sinemasının ilk örneklerinden olan film, Carl Mayer ve Hans Janowitz tarafından yazılmış. Cabinet of Dr. Caligari, bugün sinema tarihinde bu denli önemliyse, bunun sebebi de ortaya konan bu kusursuz yazı işidir. Sinema, bünyesinde bugün dört sanat dalını bulundurmakta. Edebiyatın bu dörtlüye tam anlamıyla katıldığı tarih de, Cabinet of Dr. Caligari senaryosunun tamamlandığı gündür.

Sizin için bir plot twist hazırladık. Alıştığınız sinema yayınları, sizlerde yazının devamı için bir beklenti oluşturmuş olmalı. Böyle bir konuyu paragraflarca irdeledikten sonra, karşınıza “En iyi 13 plot twist” gibi bir liste çıkaracağımızı mı düşünüyordunuz? Yanıldınız. Sizinle paylaşmak istediğimiz birkaç konu daha var. Hali hazırda bir sürü tanımda bulunduk plot twist’ler için. Ortaya çıkacak sonucu kavradık, lakin hala nasıl yapılabileceğine değinmedik. Hali hazırda, bir plot twist oluşturmak için kullanabileceğiniz, akademik olarak sınıflandırılmış, belki de yüzlerce anlatım ve kurgu teknikleri mevcut. Sizler için, en popüler 6 tanesini belirledik. Her bir teknik için, sinema dünyasında en bilinen örnekleri de TINQ‘in veritabanı dahilinde inceledik. Söz konusu tekniği kullanan filmler arasında, 50.000 TINQ kullanıcısını arasında en popüler olanı da belirlemiş olduk böylece.

Karşınızda, en sık başvurulan plot twist teknikleri ve TINQ kullanıcılarına göre (TKG) en iyi örnekleri!

1- Anagnorisis
Filmi çözmeye çalışan tek kişi siz değilsiniz. Arkanıza yaslanıp izlediğiniz karakterlerin birçoğu da, film boyunca bunun peşinde olmalılar. Ufak bir ipucu veyahut fark edilmemiş bir detay. Baş karakterimiz, kendi başına veyahut birinin yardımı ile büyük resmi görmeyi bir anda başarır. Gözleri donuklaşır, birkaç saniye boşluğa bakar ve jeton düşer. Filmin başından beri gözünün önünde olan gerçeği fark eder. Aydınlanmayı izleyici ve baş karakterimiz aynı anda deneyimler. En azından çoğunlukla aynı anda fark ederler. Başta birçok TINQ kullanıcısı olmak üzere, baş karakter daha hiçbir ipucuna ulaşmamışken, filmin sonunu tahmin edebilenler de var aramızda.

TKG En iyi örneği: Fight Club

2- Yalancı çoban
İnsanoğlu birçok konuda sandığı kadar zeki değildir. Doğasında, kandırılmaya meyillilik yaratan, sebepsiz bir güvenme ihtiyacıyla dünyaya gelir. Karşısına, herhangi bir görsel güzellik koyduktan sonra, söylediğiniz her şeye inandırabilirsiniz insanları. Umarız, bu cümlemiz ile reklamcılık sektörünün sırlarını açık etmeyiz. Başta anlatıcısı olan filmler olmak üzere, senaryoların büyük kısmı bir karakterin gözünden anlatılır. Çoğunlukla baş karaktere verilen bu görev, bizlere macera boyunca rehberlik etmektir. Onun açıklamalarını dinler, yorumlarını dikkate alırız. Körü körüne güvendiğimiz bu rehber, bazı hikayeleri bize oldukları gibi anlatmaz. Gözümüzün içine baka baka yalan söyler. Hemen kızmayın, nadir durumlarda kendisi bile inanıyor olabilir yalana. Bir noktada ise foyası ortaya çıkar. Eğer adı Verbal Kint değilse.

TKG En iyi örneği: 
The Usual Suspects

3- Çizgisel olmayan anlatı
Çizgisel anlatım, bir film ile hikayesinin aynı anda ilerlemesidir. Çizgisel bir film, hikayenin başlangıcıyla başlar, bitişiyle biter. Çizgisel olmayan anlatı, bu ikiz kronolojiyi bozmak adına uygulanan bir metottur. Filmin ilk sahnesi, hikayenin herhangi bir noktası olabilir. Bu sebeple kurgu, bir ışın gibi, başlangıç noktasında hep ileriye doğru hareket etmez. Hikayenin, bazen başlarından, bazen sonlarından sahneler izleriz. Olaylar, zaman çizgisinin ardışıklığından çıkar ve bağımsız yapboz parçaları halinde size sunulur. Elbette ki, en önemli parçalar filmin sonuna saklanır ki, salondan ağzınız bir karış açık çıkasınız. Aklınızda o kadar kompleks hikayeler canlanmasın. Çoğu zaman, kurguyu iki veya üç ayrı akışa bölmekten ileriye gidilmez bu metotta. Tahmin edeceğiniz üzere, bütün zamansal yapboz parçalarının, hiçbir ipucu verilmeden, akıl almaz bir rastgelelikle sunulması fazla acımasız olur. Yalnızca, izleyicilerden gerçekten nefret eden, sadist ruhlu bir yönetmen bunu yapar size. Hala neden izlediğinizi bilmediğiniz, bir tür Stockholm Sendromu dahilinde, size yaptığı onca işkenceye rağmen sevdiğiniz bir yönetmen. Akıl hastası olduğunu düşündüğünüz bir yönetmen. Adı David olan bir yönetmen.

TKG En iyi örneği: Mullholland Drive

4- In medias res
Latince yazılan her cümle kulağa havalı geliyor. Lakin, in medias res aslında çok basit bir anlama sahip: Şeylerin ortası. Kendinizi, bir mücadelenin veyahut serüvenin ortasında bulursunuz. In medias res aslında çizgisel olmayan anlatının bir alt türüdür. Lakin, sayıca çok fazla örneğin bulunması, başlı başına bir metot haline gelmesine sebep oldu. Karakterler, hali hazırda harekete geçmiş, filmin düğümü çoktan bellidir. Siz ise, başını duymadığınız bu hikayede, anladığınız kadarıyla çıkarımlarda bulunursunuz. In medias res kullanılarak kurgulanmış plot twistlerde, size verilen ipuçları yanıltıcıdır. Öyle olmasalar bile, hikayenin atlanan serim kısmında size sunulması gereken, sayısız motivasyon, sebep ve başlangıç noktası eksiktir. Bu yüzden yanlış kişinin veyahut tarafın haklı olduğunu düşünürüz. Bir karakterin peşinde olduğu amaç konusunda yanılırız. Çünkü zihnimiz, hikayenin eksik olan ilk kısmını, kendisine en mantıklı gelen yamayla doldurur. Bu her zaman gerçeği yansıtmaz. Filmin sizden saklanılan ilk kısmı, çoğunlukla flashback’ler aracılığı ile aydınlatılır. Sinema, izleyicisini bir kere daha kandırır.

TKG En iyi örneği:
 The Prestige

5- Red herring
Kırmızı ringa balığı. Bu metoda ismini veren William Cobbett, başından geçen bir olaydan esinleniyor. Cobbett, gençliğinde yaban tavşanı avının sıkça yapıldığı bir bölgede yaşamaktaydı. Avcıların, tavşanların yerini belirlemek adına av köpeklerini kullanması, o dönem de en yaygın yöntemdi. Koku alma yetenekleri ile ünlü bu köpekler, avları kolayca tespit edebiliyor. Söz konusu köpeklerin eğitiminde, en zor şartlarda dahi tavşanların kokusunu kaybetmemeleri için kullanılan bir eğitim tekniği, red herring adının ilham kaynağı. Köpeklerin izleyeceği yola, oldukça keskin bir kokusu olan kırmızı ringa balıkları seriliyor. Köpekler, bu denli büyük bir koku varken, başka bir hayvanı takip etmekte güçlük çekiyorlar. Çoğu, tavşan kokusunu hiç fark etmeyip, saatlerce ringa balıklarının izini sürüyorlar. Bu hikayedeki av köpeği sizsiniz. Av ise filmin ta kendisi. Yönetmenin sizden saklamak istediği, öğrendiğinizde şaşıracağınız kurgu ise tavşan. Siz tavşanı bulamayın, kafanız karışsın diye anlatılan onca şey de… Red herring.

TKG En iyi örneği:
 Saw

6- Peripeteia
Eğer filmleri bi yolculuk olarak düşünürseniz, yolun bittiği anda yapılan bir u dönüşünü hayal edin. Hikaye bitmek üzereyken gerçekleşen ve filmin oldukça trajik bir sonla bitmesine sebep olan bir dönüş. Öyle ki, iyi işlenmiş bir peripeteia, sizde başınıza balyozla vurulmuş etkisi yaratacaktır. Peripeteia tekniğinin en önemli kısmı, finalin filmin gidişatıyla farklı bir yönde olmasıdır. Karakterler için kötüye gitmekte olan bir olayın trajik sonuçlanması peripeteia örneği oluşturmaz. Daha açıklayıcı bir tanımla, karakterin kaderinde olduğunu düşünmediğiniz major bir değişime tanıklık ederiz. Beklenmeyen bir ölüm, bu metodun en sık işlenen motifidir.

TKG En iyi örneği: The Boy In The Striped Pyjamas