Filmin afişine bakıp, Kurt Russell ve Mark Wahlberg isimlerini gördüğünüzde aklınızda ne canlandığını biliyoruz. Hayır, filmin konusu iki savaş gazisinin, New York şehrine gizlenmiş bir bombayı aradığı, aksiyon halinde esprilerin havada uçuşacağı bir film değil. Bu bir felaket filmi. Söz konusu felaket de kurgusal değil, dünyaya bırakılan en karanlık izlerden birini konu alıyor: BP’nin 2010 tarihli petrol sızıntısı. Deepwater Horizon da bu felaketin gerçekleştiği tesisin adı. Şu ana dek oldukça fazla olumlu eleştiri alan yapım, politik olarak ise sınıfta kalıyor.

deepwater

Söz konusu faciayı göz önüne alırsak birkaç cümle eleştiri sayılmaz. Filmin yönetmen Peter Berg filminin merkezine “faciaya kimin sebep olduğunu veyahut sorumlularını” yerine, faciada yaşamlarını yitirmiş 11 kişiyi yerleştirdiğini açıkladı. Wahlberg ise, “Söz konusu sızıntı elbet bir gün temizlenecektir, ama 11 kişiyi geriye getiremeyiz.” gibi demagojinden ibaret yorumlarda bulundu. Bırakın BP’yi eleştirmeyi, film size, sanki bütün bunlar bir doğal afetmiş gibi hissettiriyor.