Video oyunlarının, 1993 yılında Super Mario Bros. ile başlayan beyaz perde maceraları için pek de iç açıcı şeyler söyleyemeyiz. Birkaç yapım genel sinema izleyicisini tatmin etse de, adapte edildiği oyunun hayranları için sınıfta kalmamış çok az film var. Elbette ki en kötü örneği, bütün sektör kolunu kötülemek için kullanmayacağız. Yine de ne zaman bir video oyunun sinema adaptasyonuyla karşılaşsak, aklımıza Uwe Ball ve korkunç filmleri geliyor. Kendisinden uzun süredir, katletmeyi planladığı bir başka video oyunu hikayesine dair haber almıyoruz. Umarız herhangi bir noktada, kendisine ait herhangi bir haber almayız. Lakin 2016, bu makus talihi bir miktar olsun değiştiren bir yıldı. WarCraft, 15 yıllık bir rekoru kırdı ve 433 Milyon Dolar ile video oyunları tarihindeki gelmiş geçmiş en büyük hasılatı yaptı. Bu geri dönüş, birçok prodüksiyon firmasını, video oyunlarının iktisadi açıdan iyi birer film ham maddesi olarak düşünmeye itti. Lakin söz konusu rekorun ömrü oldukça kısa olabilir. Çünkü yalnızca iki gün sonra, Michael Fassbander ve Marion Cottilard gibi yıldızların taşıdığı Assassin’s Creed vizyona giriyor!

Asssasin’s Creed, geçtiğimiz hafta boyunca dünyanın dört bir yanında ön gösterimlerde izleyiciyle buluştu. Video oyunları ve sinema sektörleriyle ilişkili birçok isim bu ön gösterimlere davetliydi. Filme dair hislerini, detaylara girmeden, sosyal mecralarda elbette ki paylaştılar. Dürüst olmak gerekirse, TINQ‘in de içinde bulunduğu sayısız sosyal sinema ağı, yapıma karşı oldukça umutsuz bir tutumdaydı. Her ne kadar, öz gösterimler sonrası gelen yorumların ticari kaygılar dahilinde manipüle edildiği yadsınamaz bir gerçek olsa da, ilk duyumların bu denli olumlu olması şaşırtıcı. Hatırlatırız, Batman v. Superman ön gösterimleri Warner Bros. için ciddi bir faciaya yol açmıştı. Bir başka deyişle, ön gösterimlere katılan kitlenin dürüstlüğüne bir miktar güvenmekte zarar görmüyoruz.

Film hakkında kulağımıza gelen olumlu eleştirilerin büyük kısmı, yapımın oyunun dünyasına olan sadakati üzerinde yoğunlaşıyor. Esasen, burada ilginç bir husus ile karşı karşıyayız. Çünkü Assassin’s Creed tam olarak bir adaptasyon sayılmaz. Daha doğrusu, bir hikayeyi “adapte” etmiyor. Oyunun yarattığı kompleks hikaye örgüsüne, kendine ait bir kanattan dahil oluyor. Bildiğiniz üzere, Assassin’s Creed serisi, herhangi birinin benliğini, atalarının bilinci üzerine aktarabilen, Animus isimli bir projenin etrafında şekilleniyor. Desmond Miles isimli karakterimiz de, Tapınak Şövalyeleri ile amansız bir savaşın içinde bulunan Suikastçiler Yoldaşlığının birçok üyesinin genetik mirasçısı. Oyun serisinin her yeni halkası, bizi Desmond’ın bir başka atası ile tanıştırıp, hikayeyi bir başka tarihi döneme taşıyordu. Film, Animus teknolojisini tamamıyla yansıtıyor, lakin karakterimiz Desmond değil, Callum Lynch isimli başka bir genç. Callum’un, filmin merkezine yerleştirilen atası ise yine bir suikastçi: Aguilar. Peki Callum ve Desmond’ın hikayeleri aynı evrende mi geçiyor? Bir noktada kesişecekler mi? Bu soruların cevapları kesin değil, lakin biz olsak paramızı evete yatırırdık.

Aguilar’ın hikayesi 15. Yüzyılda İspanya’da geçiyor. Tarihle yakından ilişkili TINQ kullanıcılarının bildiği üzere, 15. Yüzyıl ve İspanya kelimelerini birleştirdiğinizde ortaya şu cevap çıkar: Engizisyon. İnsanlık tarihinin gördüğü, cehaletin karanlığıyla kan dökülen en korkunç olaylardan bir tanesi. Eh, Suikastçilerin baş düşmanının Tapınak Şövalyeleri olduğunu düşünürsek, filmimizin kurgusu hakkında birkaç ipucuna sahip olduğumuz söylenebilir. Birçok kişi aksi fikirde olsa da, biz Desmond’ın hikayesini izlemeyecek olmaktan oldukça mutluyuz. Video oyunlarının, bir hikayeyi anlatma konusunda sinemadan geri kalır hiçbir yanı yoktur. Hatta birçok açıdan, daha sürükleyici, daha kompleks, daha uzun hikayeler anlatabilir. Desmond’ın hikayesini uzun bir süredir deneyimliyoruz ve deneyimlemeye devam edeceğiz gibi duruyor. Bu yüzden aynı yemeğin başka bir tabakta sunulması oldukça canımızı sıkardı. Assassin’s Creed’in firması Ubisoft da aynı fikirde olmalı.

Ön gösterimlere katılan izleyicilerin ağızlarından kaçırdığı, oldukça önemli bir sahne mevcut. Eğer Assassin’s Creed serisi ile içli dışlıysanız, oyunda ciddi anlamda yer kaplayan Leap of Faith mekaniğini de bilirsiniz. Türkçeye, inanç sıçraması olarak çevrilen bu terim, esasen bir mecaz. Bir şahsın, yeterli empirik kanıta sahip olmadığı, çoğunlukla dini bir hususta, saf inanç ile karar vermesini tabir eder. Önümüzdeki hafta finallere girecek bir çok üniversite öğrencisinin, hiç uğramadıkları, not dahi bulamadıkları derslerin sınavlarına girerken içinde bulundukları aktivite, bir inanç sıçramasıdır. Çünkü sıçramanın herhangi bir dayanağı yoktur. Yoğun miktarda dini motiflere yer veren Assassin’s Creed serisi, Leap of Faith tabirini daha somut bir aksiyon için kullanıyor. Gerçekten de inanç “sıçraması”. Desmond’ın atalarının, oldukça yüksek yerlerden kendilerini serbest düşüşe bırakmaları. Filmde, en az seride olduğu kadar önem verilmiş bu sahneye. Öyle ki, Fassbender’ın dublörü Damien Walters, söz konusu sahneyi görsel efektlere mahal vermeden canlandırmış. Tam tamına 36 metreden kendini güvenlik minderine bırakan Walters, bu konudaki dünya rekorunu da kırmış bulunuyor. Söz konusu rekor, filmin tanıtımı için oldukça harika bir metot. Öyle başarılı olmuş ki, filmin galasında aynı gösteriyi tekrarlamakta fayda görmüş 20th Century Fox.

Video oyunu adaptasyonları için alışılmadık bir kadrosu var Assassin’s Creed’in. Elbette ki önceliğimiz Michael Fassbender ve Marion Cotillard ikilisinde. Dünyanın en popüler oyuncuları arasında yer alan isimler, bir filmin tanıtımı adına başlı başına yeterli sayılabilir. Filmin aynı zamanda yapımcılığını da üstlenen Fassbender, yönetmen Justin Kurzel ile hali hazırda yakın bir arkadaşlığa sahip. İkili, geçtiğimiz yıl, William Shakespeare’in Macbeth‘ini de beyaz perdeye uyarlamıştı. Bu isimleri size tanıtmanın ne denli beyhude olduğunun farkındayız. Lakin film, yalnızca baş rollerde büyük isimlere yer vermiyor. Yardımcı rollerde göreceğimiz iki isim de, sinemanın en yetenekli simaları arasında: Jeremy Irons ve Brendan Gleeson. DC Sinematik Evreninde Alfred olarak yer alacak Irons, popüler kültüre yönelik filmlerde yer alsa da, esasen En İyi Oyuncu Oscar’ını 1991 yılında kucaklamış, benzersiz bir yetenek. Gleeson ise, dünya sinemasının lider ülkelerinden İrlanda’nın çıkardığı en başarılı isimlerin başında geliyor. Bütün bu yıldızları topladığınızda, Assassin’s Creed’in video oyunu uyarlamalarını, geri dönülmez biçimde değiştirebilme potansiyeli bir miktar daha pekişiyor.

Şu anlık filmin sinematografik açıdan başarılı olup olmayacağını söyleyemeyiz. Birkaç gün daha beklememiz gerekecek nihai fikrimizi belirtmek adına. Lakin finansal olarak 20th Century Fox’u ve Ubisoft’u ne denli tatmin edeceğine dair şüphelerimiz yok. Unutmayın sevgili TINQ kullanıcıları, iki gün sonra sinema salonundan çıktığınız anda, 50.000 kullanıcımızla beraber bekliyor olacağız. Ne düşündüğünüzü merak ediyoruz!