2016, ABD, 106 dk.
Yönetmen: Gus Van Sant
Oyuncular: Matthew McConaughey, Ken Watanabe, Naomi Watts
Vizyon Tarihi: 
6 Ocak

Gus Van Sant, inişli-çıkışlı kariyer kavramının sözlük karşılığı diyebileceğimiz bir yönetmen. Kendisiyle tanışıklığımız My Own Private Idaho‘yla tanıdık, umut vaat ettiğini düşündük. Sonrasında Good Will Hunting ile ortaya çıkardığı işe hayran kaldık. Yalnızca bir yıl sonra, Hitchcock‘ın baş yapıtı Psycho‘nun, Gus Van Sant yorumuyla tekrar karşımıza çıkışına tanık olduk. Zaten hali hazırda muazzam bir filmi uyarlamak korkunç bir fikirdi. Bu fikri aynı korkunçlukla uyguladığında, Gus Van Sant’i üstünü çizmemize ramak kalmıştı. Lakin bu seferde karşımıza Elephant ve Milk gibi iki harikulade film ile çıktı. Peki size bunları neden anlattık? The Sea Of Tees hakkında bilgi almak istiyordunuz esasen. Sizi uyarıyoruz. The Sea Of Trees gibi bir film, nasıl oldu da Gus Van Sant’in elinden çıktı diye şaşırmayın.

Matthew McConaughey karşımıza Arthur Brennan karakteriyle çıkıyor. Arthur, intihar fikrini aklına yerleştirmiş bir adam. Dünyaya şiirsel bir şekilde veda etmek istiyor. Bu sebeple Japonya’daki Aokigahara ormanına geliyor. Birçoğunuz bu adı duymuş olabilir. Aokigahara, İntihar Ormanı olarak da anılıyor. Her yıl, açıklanamaz miktarda çok insan, bu ormana gelip yaşamlarına son veriyor. Bu hususta hem metafizik hem de bilimsel açıklamalara varmaya çalışan bir çok insan mevcut. Film, merkezine Aokigahara’yı koyuyor. Arthur, ormanda gezinirken, Takumi isimli bir adamla karşılaşır. Ken Watanabe‘nin canlandırdığı Takumi, Arthur ile aynı sebepten dolayı ormanı ziyaret etmekte. İkili, ormanın mistisizmine kapılıp, flashbacklerle dolu bir kurguya adım atıyorlar. Her yeni anı, onları bu sona iten yapboza bir başka parça olarak ekleniyor.

1- Film, bu denli edebi bir konuyu işleyebiliyor mu?
Ne yazık ki hayır. Gus Van Sant, bizi alıştırdığı görsel meditasyonu fazlasıyla yineliyor. Lakin eksik bir şeyler var. Aokigahara kültü, diğer her şeyi eziyor. Çünkü film, tamamıyla bu hikayenin ne denli mükemmel olduğunu anlatıyor bizlere. Bir yorum veyahut bu muhteşem folklor öğesi üzerine inşa edilmiş bir kurgu, bizi hayranlığa itmiyor. Eğer Aokigahara hikayesini daha önce duymadıysanız, film boyunca söz konusu melankolik efsanenin ne denli etkileyici olduğunu düşüneceksiniz. Kurgu, oyunculuk veyahut görsellik hakkında pek fazla düşüneceğinizi söyleyemeyiz. Aynı hisleri, Aokigahara hakkında bir makaleyi okurken arka planda Simon & Garfunkel dinleyerek de yaşayabilirsiniz. Film muazzam bir materyali alıp, neredeyse hiç işlemeden, çiğ bir şekilde servis etmiş.

2- Film hakkındaki eleştiriler ne kadar olumsuz?
Biz susalım, sayılar konuşsun. Filmin Rotten Tomatoes skoru 100 üzerinden 12 ve her gün biraz daha düşüyor. Cannes‘da filmin gösterimi sırasında salonu terk eden bir kalabalık oldu. Cannes’da kalem sallayan eleştirmen, film konusunda ikiye bölümdü. Yarısı, filmi festivalin en kötü yapımı olarak niteledi. Kalan yarısı ise festival tarihinin en kötü filmi olduğunu iddia ediyor. Yanlış anlaşılmasın, film elbette ki Tommy Wiseau seviyesinde bir rezalet değil. Lakin 25 Milyon Dolarlık bir bütçe, yönetmen koltuğunda Gus Van Sant ve muazzam oyunculara sahipken, böyle bir işin ortaya çıkmış olmasını aklımız almıyor. Olası en kaliteli malzemeleri aldığınızda, ne kadar kötü bir yemek yapabilirsiniz ki?

3- Oyunculuklar tatmin edici mi?
Dallas Buyers Club ve True Detective ile dünyanın tepesindeki tahta oturan Matthew McConaughet bile kabul edilebilir ir performans sergileyemiyor. Eleştirmenler, senaryonun, hiçbir oyuncuyu iyi bir performansa itemeyecek kadar boş olduğunu öne sürüyor. Ken Watanabe’nin karakteri ise, yani, kendisinin de bir karakteri olsa güzel olurmuş diyelim. Filmin yardımcı oyuncularından Naomi Watts, ara sıra kameraya “Burada ne yaptığımızı biri lütfen açıklasın.” edasıyla bakıyor. Bu filmde ortaya konulan oyunculukla herhangi bir ismi eleştirmek gerçekten vicdansızlık olur. Daha önce de belirttiğimiz gibi, proje, bir aktör veyahut aktrise, ortaya sanatsal bir iş koymak için hiçbir şans vermiyor.

4- Film hakkında söylenecek olumlu hiçbir şey yok mu?
Mason Bates’in müzikleri fena sayılmaz. Alışıldık türde değil, ama yaratıcı. Buna ek olarak, ışık kullanımı da ara sıra sizi mutlu edebilir. Bunun dışında, eğer Aokigahara ormanı hakkında daha önce bir şey okumadıysanız, bu karanlık lakin şiirsel hikayeyi öğrenmenize sebep olacaktır bu film. Eğer bu yazıyı okumadıysanız tabii ki. Çünkü aksi halde, zaten öğrendiniz. Filmi izlerken hoşunuza gidebilecek tek şeyi yok ettiğimiz için üzgünüz. Film, 25 Milyon Dolarlık bir bütçe ile çekildi ve 870 Bin Dolar hasılatla geri döndü. O kadar büyük bir para tomarını, canlı yayında ateşe verseniz daha fazla kişi izlerdi.

5- Peki The Sea Of Trees’i neden izlemeliyim?
Evrensel bir ölçüde kötülenen filmler, bazı sinefillerin dikkatlerini çeker. Şimdi size ciddi bir öneride bulunacağız. Eğer hayatınızda bir noktada sinemanın yaratıcı kanadında var olmayı planlıyorsanız bu filmi izleyin. Eğer bir yönetmen veyahut senarist, hatta aktör ya da aktris olmak isterseniz, bu filmi izleyin. İzlerken de bir sürü not alın. Başkalarının yanlışları, sizin doğrularınızı bulmanız için muazzam bir rehber olabilir.