1988, Hollanda-Fransa, 107 dakika.
Yönetmen: George Sluizer
Oyuncular: Bernard-Pierre Donnadieu, Gene Bervoets, Johanna ter Steege

“Spoorloos, hayatımda izlediğim en başarılı gerilim, The Shining dahil.”
Stanley Kubrick

Arkanıza yaslanın ve yokluğun ortasında süzüldüğünüzü hayal edin. Bırakın herhangi bir canlıyı veyahut cismi, yerçekimi dahi yok. Sonsuz boşluk ve sizin yalnızlığınız var. Tarihin en yaratıcı zihinleri dahi, sonsuz yalnızlıktan daha ürkünç bir resim çizemiyorlar. Nietzsche’nin en popüler cümlesinde geçen, uzun süre baktığınızda size bakmaya başlayan karanlığı hayal edin. Spoorloos’un karanlığını izlerken, filmin de sizi izlediğini hissedebilirsiniz

Bütün olası figürler içinde, işlemenin en zor olduğu motif, kuşkusuz sadeliktir. Vermek istediğiniz hissin, karanlıkta, boşlukta sürüklenmek olduğu bir filmde, izleyiciye kusursuz bir sadelik vaat etmek zorundasınız. Spoorloos, sadelik kavramını, belki de en iyi işlemiş birkaç filmden biri. Lakin burada bahsettiğimiz kesinlikle minimalizm değil. Çünkü, azlığın verdiği huzuru değil, hiçliğin yarattığı gerilimi kast ediyoruz.
spoorloosTim Krabbe’nin Altın Yumurta isimli kısa romanının, 2014 yılında aramızdan ayrılan George Sluizer tarafından çekilmiş bir uyarlaması Spoorloos. Bunu söyleyebileceğimiz oldukça az yapım var: Spoorloos, kitabından çok daha derin. Metinler kat ve kat daha iyi yazılmış. Filmimizin finalinden hemen önceki diyalog ile yarışabilecek çok fazla eser yok. Bir gerilim filminin sonunda, böylesine felsefi ve gerçekçi replikleri dinlemek sizi şaşırtabilir.

Sosyopat bir karakterin portresini ortaya koyarken, sadelikten ödün vermemeyi başarmak ayakta alkışlanmayı hak ediyor. Spazm -vari hareketler, abartılı mimikler olmadan, karikatürize etmeden sosyopatiyi yansıtabilmiş nadir yapımlardan biri Spoorloos. Hem de bunu bir defa yapmıyor. Filmin merkezinde iki karakter ver. İki sosyopatın, bir ipin üzerinde dans edişini izliyoruz. Bu hususta övgü yönetmenimiz ile başrolleri üstlenen Gene Bervoets ve Bernard-Pierre Donnadieu arasında paylaşılıyor.
vanishingFilmin konusuna gelecek olursak, Saskia Wagter uzun bir süredir aynı kabusu görmektedir. Kabuslarında, kendisini altın bir yumurta içinde yoklukta süzülürken bulmaktadır. Bu kabuslardan erkek arkadaşı Rex Hofman’a da sıkça bahseder. Saskia Wagter ve Rex Hofman çifti, Fransa’ya yaptıkları bir gezi sırasında küçük bir petrol istasyonunda mola verirler. İçecek bir şeyler almaya giden Saskia, ortadan kaybolur. Tam da filmin adını aldığı, flemenkçe deyim gibi, “iz bırakmadan”. Yıllarca Saskia’yı arayan Rex, bir noktada onu kaçıran adamdan mektuplar almaya başlar. Size filme dair tek cümle dahi söylemek istemiyoruz. Bu muhteşem kurgudan alacağınız keyfe en ufak bir etkimiz olmasın.
the-vanishing-spoorloos-17811Hayatınızdaki en önemli kişinin, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolduğunu hayal edin. Polis başta olmak üzere hiç kimse, tek bir ipucu bulmayı dahi başaramıyor. Onu kaçıran adam ise sizinle dalga geçiyor. İntikam hissiyatıyla kavrulursunuz sanırım. Veyahut o kişiye olan sevginiz ciddi bir saplantıya dönüşür.

Peki bütün bu hislerin arasından sıyrılıp, hayatınızı kontrol altına alacak olanın “merak” olma ihtimali nedir? Rex’i bu denli harika bir karakter yapan da bu. Birincil motivasyonu, objektif bir merak olan adam. “Saskia’ya ne oldu?”, işte bunu öğrenebilmek, intikamdan da tutkudan da daha büyük Rex için.

Spoorloos, bu hususta belkide sözlerini en fazla ciddiye alacağınız Stanley Kubrick başta olmak üzere, sayısız övgü almış bir film. Yüzyılın en iyi filmleri listelerinde kendine sıkça yer bulan, benzersiz bir eser. Psikolojik gerilim türünün ise, kolay kolay sarsılamayacak tahtında oturuyor. Filmin adının flemenkçe “iz bırakmadan” manasına geldiğini söylemiştik. Filmin kusursuz ve karanlık sadeliği, üzerinizde tam tersi etki bırakacak.