Yüzlerce yıldır söylencelerde hayat bulan vampirler, kurt adamlar ve daha bir çok efsane aklımızın bir köşesinde dünyayı korkuya boğuyor. Ama bu sefer konumuz dünyanın korkuya boğulması değil. Dünyanın bizi korkuya boğması. Evet, her yerdeler. Zombiler.
image-4Nereden Çıktı?

Zombi kelimesi Voodoo kültüründen geliyor. Büyüyle zihinleri yok edilmiş insanlar için bir terim. Bu büyü yapılırken insanlar toprağa gömülüp sonra çıkartılırlarmış; yürüyen ölüler kavramıda buraya dayanıyor. Zombiler bazen bir kabile büycüsü bazen de çılgın bir bilim adamı marifetiyle 1939’dan bu yana beyaz perdede dehşet salıyorlar. Zamanla bir kıyamet fikrine dönüşen bu olgu özellikle son kırk sene içinde ciddi bir fan sayısına ulaşarak büyük bir alt janra haline geldi.

Romero ve Zombilerin Yükselişi

Uzun süre pulp-fiction ürünler veren zombi janrası için G.A.Romero’nun 1968 yapım ”Night of the Living Dead” filmi bir milat gibidir. Kısa sürede kült bir yapım haline gelen filmi sonraki yıllarda iki devam filmi daha izledi. Yaşanan felakete mantıklı bir sebep bulmaya çalışmaması izleyiciyi bu dehşetli kıyamet senaryosuna daha da bağladı. Yönetmenini zombi filmleri üstadı statüsüne taşıyan bu seri daha sonra çekilecek bir çok iyi yapıma da yol gösterecekti.
influential-zombie-movies-infographic_533eeb6ff292e_w1500Neden İyi Bir Gerilim?

Kağnı kadar yavaşlar. Bir bebek kadar beceriksizler. Ortalama bir su bidonu kadar akıllılar. Peki; neden bizi dehşete düşürüyorlar? Cevap en ilkel korkumuza dayanıyor. Canlı canlı yenmek! Araştırmalar insanların aklındaki en korkunç ölüm fikrinin canlı canlı yenmek olduğunu ortaya koyuyor. Yanmak bile bizi bu kadar korkutmuyor. Dev bir köpek balığının sizi teknenin yarısıyla birlikte yutması gerçekten büyük talihsizlik ama bir de her sabah sizi öperek uyandıran eşinizin suratınızı yemeye çalıştığını hayal edin.

Neden İyi Bir Drama?

Bu sorunun birden fazla cevabı var aslında. Öncelikle; serüvenini takip ettiğimiz karakterler sıradan insanlar. Bir sabah uyanıp kendini kıyametin ortasında bulmuş pizzacı çocuğun macerası elbette bizi binaları havaya uçuran, cep çakısıyla istihbarat servislerini alaşağı eden aksiyon karakterlerinden daha iyi yakalıyor. ”Her insan kalbinin derinlerinde bir yerde dünyanın sonunun gelmesini bekler.” demiş bir şair. Artık faturaların yada kredi kartlarının anlamını yitirdiği noktada pizzacı çocuk hangi motivasyona tutunacak merak ediyoruz. İster istemez ”ya sen?” diye soruyoruz kendimize.

Halloween gecesini evde geçirecek olanlar için, TINQ küçük bir liste hazırladı. Gözden kaçırmış olabileceğiniz Zombi filmleri ile sizlerleyiz.

Living Dead Serisi (1968-1978-1985)

Romero’nun öve öve bitiremediğimiz üçlemesi zombi filmlerinin ”Yüzüklerin Efendisi” gibidir. İlki siyah beyaz olan bu seri aralarındaki uzun süreler sayesinde makyaj ve çekim tekniklerinin gelişimi konusunda da son derece öğretici.

Dawn of the Dead (2004)

1978 yapım filmin yeni teknolojilerle tekrar yapımı. Zack Synder imzalı bu film uzun süre yerinde sayan janraya çok büyük bir hareket getirmişti. Son on yılda yapılan her zombi temalı yapımda bu filmin etkilerini görebilirsiniz.

Land of the Dead (2005)

Romero bile 2004’deki patlamaya kayıtsız kalamadı ve seneler sonra tekrar kamera arkasına geçti. Alışıla geldik zombi filmlerine çok aykırı bir senaryo ile bize insan doğası hakkında pek de hoşlanmadığımız şeylerden bahsetmeye karar verdi. ”Belki de zombiler bizim kurbanlarımız olacaktır.”

28 Days Later & 28 Weeks Later (2002-2007)

Zombileri kuduz virüsüne yakalanmış insanlar olarak ele alan seri; daha hızlı ve daha vahşi zombileriyle hem dehşeti ikiye katladı hem de ”ingiliz usulü zombi” kavramını yarattı. Bir çok ingiliz zombi filmi serinin yarattığı gerçekliği kameraya taşıdı. 28 ay sonra neler olabilirdi hala merak içerisindeyiz.

Shaun of the Dead (2004)

Elbette her korku janrası gibi zombi filmleri de komediye ilham oldu. Edgar Wright’ın komedi üslubu için altın madeni gibiydi ve bir çok harika yapım ortaya çıktı. Bu filmlerin miladı ve en önemli örneği olan Shaun of the Dead; bilim-kurgu ve komedi severlerin gönlünü kazanmış Simon Pegg tarafından yaratıldı ve kısa sürede kült haline geldi.

The Day (2011)

Düşük bütçeli bağımsız bir amerikan yapımı. Zombi kıyameti fikrini yamyamlaşan (ve kalpsizleşen) insan sürüleri şeklinde ele alan yapım gerçekten bir şansı hak ediyor.

Train to Busan (2016)

G.Kore yapımı bu film kıyamete şehirler arası bir trende yakalanan insanların hikayesini anlatıyor. Silah kültürüne uzak bir toplumdan çıkan yapım bize zombi avcısı karakterler sunmayarak kıyametin dehşetini hissettirmeyi başarıyor.

Re-Animator (1985)

Korku edebiyatının kült ismi H.P.Lovecraft’ın Harbert West adlı kısa hikayesinin senaryolaştırılmasıyla ortaya çıkan bu film yazarının kemiklerini sızlatmayacak kadar iyi bir şekilde beyaz perdeye aktarıldı.

Rec (2007)

İzlemeye değer bir diğer örnek ise İspanyol yapımı Rec. Bulunmuş kamera kayıtları şeklinde filme alınmış yapım kısıtlı bütçe ile iyi bir korku filmi nasıl çekilir konusunda adeta ders veriyor. Ben filmlerimi ingilizce severim diyenler için Quarantine isimli, orjinali kadar başarılı olmayan bir amerikan uyarlaması da var.

White Zombie (1932)

Evet, 1930’larda izleyicileri tir tir titreten yapımlar artık pek korkunç gelmiyor bizlere. Yine de beyaz perdede görünen ilk zombinin neye benzediğini merak ediyorsunuz değil mi? Tabii ki ediyorsunuz.