“Blade Runner, bütün hayatımı ve eserlerimi tamamlayan bir filmdir.”
Phillip K. Dick

Bir anlığına kendinizi Ridley Scott’ın yerine koyun. Bilimkurgu edebiyatı dahilinde başyapıtlığı tartışmaya dahi açık olmayan eserlerden biri var önünüzde: Do Androids Dream of Electric Sheep? Cesaretiniz dahi takdire şayan, çünkü birçok insanın kutsal saydığı bir kitabı sinemaya uyarlamaya karar vermişsiniz. İşin en zor kısmı da Phillip K. Dick hala hayatta, yani birinci elden duyacaksınız olabilecek en sert eleştirileri. Bırakın filmin iyi olmama ihtimalini, en ufak kusur dahi milyonlarca kızgın Phillip K. Dick hayranının gazabıyla yüzleşmek demek. Çalışmayı en çok sevdiğiniz alan da bilimkurgu, bu işi batırırsanız artık sizi kimse ciddiye almaz. Yıllar süren bir uğraş sonunda filmi tamamlıyorsunuz, birkaç ince işi kalmış. Phillip K. Dick davetinizi kırmıyor, beraber izliyorsunuz filmi. Birkaç gün sonrasında bu cümleleri duyuyorsunuz kendisinden. Ne yazık ki Phillip K. Dick’in ömrü -yalnızca birkaç ay farkla- filmin galasında orada bulunmaya yetmedi. Lakin Blade Runner’ı eleştirmeye yeltenecek herkes onun bu filmi ne denli beğendiğini öğrenmiş oldu.blade-runnerBir eseri delicesine seven milyonlara, söz konusu eserden uyarladığınız bir filmi sevdirmek elbette ki kolay değil. Değil elbette, ama bir de o eserin yaratıcısının hayatta olduğunu hayal edin. Burada elbette ki kastımız en çok satanlar listesinden tamamen ticari kaygılarla seçilip, yazıldığı sene beyazperdeye uyarlanan filmler değil. Bir başka deyişle mevzu bahis eserin yazarının cebine girecek telif ücretini hayal ederek kırmızı halıda gülücükler saçacak biri olmaması. Umarım yaşayacağınız stresi tasvir edebilmişizdir size.

Lakin elbette ki herkes Ridley Scott kadar şanslı değil. Çünkü bazı yönetmen, sinema çevrelerince şaheser olarak nitelendirilmiş, hemen her sinefilin raflarında yerini alan işler dahi ortaya koysalar, bazı yazarları memnun etmeyi başaramadılar. Ödül törenlerini kasıp kavuran, gişede var olduğu bilinmeyen basamakları görmüş kitap uyarlamaları dahi yeri geldiğinde orijinal yaratıcılarının antipatisini kazanabiliyorlar. Düşünün, o büyük stres altında çektiğiniz filminiz vizyona girmiş. Hollywood dahilindeki en acımasız eleştirmenler dahi şaheserden daha mütevazı bir kelimeyle betimlemiyor işinizi. Şimdiden ödül rafınızda yer açmaya başlamışsınız. Ama o da nesi, bütün bu alkışların, sizi öven satırların arasında, karanlıkta bekleyen kızgın biri var. Uyarladığınız eserin yazarı. Dudağından çıkan kelimelere inanamıyorsunuz. Piyasaya çıktığı gün kült ilan edilen başyaptınız için oldukça aşağılayıcı cümleler hazırlamış.

TINQ, her zaman olduğu gibi, size her şeyi kenara bırakıp kült filmleri bilmem-kaçıncı-defa izlemek için harika bir bahaneyle geldi. Karşınızda TINQ’in hazırladığı, “Yazarlarınca Yerden Yere Vurulmuş 5 Kült Film Uyarlaması”.

Not: Unutmayın, bu listede yer verdiğimiz filmler geniş çevrelerce başarılı olarak kabul edilen, bol ödüllü, kült filmler. Başka bir deyişle, zaten hemen herkes tarafından nefret edilen eserler hakkında “malumun ilanını” yapan tepkili yazarlar yok listemizde.

5- Forest Gump
Yazan : Winston Groom
Yöneten : Robert Zemeckis

“Asla, hiç kimsenin hayatınızda yazdığınız en iyi eseri uyarlamasına izin vermeyin.”
Winston Groom

Winston Groom, Forrest Gump haricinde sansasyon yaratmış bir eseri bulunmayan, bir edebiyatçıdan çok harika bir hikaye anlatıcısı olarak kabul görmüş bir kalem. Groom’un Forrest Gump’tan bu denli nefret etmiş olmasının ardındaki sebep yıllarca tartışıldı. Groom’un kendi iddiası, niyetinin söz konusu eseri bir seri haline getirmek olduğu ve filmin atladığı veyahut değiştirdiği noktaların bunu imkansız hale getirdiği yönünde. Dürüst olmak gerekirse Forrest Gump, film uyarlamasının altında ezilen kitaplardan bir tanesi. Hiç kimsenin size Forrest Gump hakkında, şu sıralar birçok yapım için sıkça dile getirilen “Kitapta o kısım farklıydı” dediğini duydunuz mu? Pek sanmıyoruz. Birçok çevre ise Groom’un filme karşı olan antipatisinin arkasında pek de edebi olmayan motivasyonların mevcut olduğu kanısında. Groom, gişede pek az filmin görebildiği hanelere ulaşmış yapımdan oldukça küçük bir meblağ kazandı. Öncelikle, kendisine taahhüt edilen miktar cömert sayılabilir türden değildi. Bunun üzerine bir de Paramount Pictures’ın hazırladığı sözleşmede “alttaki küçük yazılara” pek de dikkat etmenden imza atınca, altı Oscar’lı kült film Groom’a neredeyse hiçbir şey kazandırmadı. Siz değerli kullanıcılarımızın büyük kısmı da Zemeckis’in başyapıtını sevmemek için başka bir sebep bulamamış olmalı ki, filmimizin TINQ notu X.

4- Breakfast At Tiffany’s
Yazan : Truman Capote
Yöneten: Blake Edwards6a00d8341c5dea53ef016768a233c6970b-800wi“Bu film kuşkusuz izlediğim kadrosu en kötü seçilmiş film.”
Truman Capote

Truman Capote’un esasen Breakfast At Tiffany’s’in uyarlaması veyahut Blake Edwards’ın yönetmen olarak ortaya koyduğu iş hakkında elle tutulur bir yorumu yok. Kendisi roller için seçilen oyunculara o denli kafayı takmış ki, ölümüne dek hemen her ortamda hoşnutsuzluğunu dile getirmiş. Evet evet, Audrey Hepburn’den bahsediyoruz, Truman Capote’un nefret ettiği oyuncu seçimi derken. Kendisi -özellikle birkaç kadehten sonra- eserinin başkarakteri Holly Golightly için yalnızca ve yalnızca Marilyn Monroe’yu uygun gördüğünü sıkça söylermiş. Monroe’nun rolü neden reddediğine dair bir fikir birliği mevcut değil. Sıkı durun, çünkü Capote filmin kadrosuna dair yalnızca Hepburn’ü beğenmemiş değil. George Peppard’ın canlandırdığı Paul Varjak karakteri için de Truman Capote’un aklında bambaşka bir isim varmış. KENDİSİ. Evet, yanlış okumadınız, Capote hayallerinde canlandırdığı çiftin Marilyn Monroe ve bizzat kendisi olduğunu dile getirmiş. Blake Edwards, sıradışı yazarın bu çılgın fikirden vazgeçmesi için günlerce dil döktüğünden bahsediyor. TINQ sizin için Audrey Hepburn’ün canlandırdığı karakterler etrafına kurulmuş filmlere şöyle bir baktı ve Breakfast At Tiffany’s’in en sevdiğiniz Hepburn filmi olduğunu fark etti. Eh, bu hususta Truman Capote’la aynı fikirde olmadığınıza şaşırmadık.

3- One Flew Over The Cuckoo’s Nest
Yazan: Ken Kesey
Yöneten: Milos Forman
jack-nicholson-and-milos-forman-on-set-of-one-flew-over-the-cuckoo_s-nest-1975

“Dürüst olmak gerekirse Ken’in bu filme dair neyi sevmediğini asla anlamadım.”
Norma Faye Haxby, Ken Kesey’nin Eşi

Bazen Büyük Beşli olarak anılan En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerinin tamamına layık görülen nadir filmlerden birini çekmiş olmanız bile uyarladığınız kitabın yazarını tatmin etmeye yetmeyebilir. Listemizin bu maddesini kısa keseceğiz. Çünkü hiç kimse, evet hiç kimse Ken Kesey’in filme dair neyi sevmediğini tam olarak öğrenemedi. Birkaç sinema yazarının derleyip topladığı olası sebepler Kesey’nin ölümünden sonra Norma Faye Haxby tarafından reddedildi. Haxby, eşinin zamanla filmi sevmeye başladığını, ama ilk başta onu bu kadar rahatsız eden şeyin ne olduğunu asla öğrenemediğini dile getiriyor. Bir kısmınızı bu paragrafın ilk cümlesinde kaybettiğimizi biliyoruz. Eğer çoktan eliniz uygulamaya tuşlamadıysa, TINQ sizin için Büyük Beşliyi eve götürmüş diğer filmleri de söyleyebilir.

2- The Shining
Yazan: Stephen King
Yöneten: Stanley Kubrickshining“Bay Kubrick, Overlook Otelinin derinlerinde yatan kötülüğü asla kavrayamadı.”
Stephen King

Belki de hiçbir yazar, korku edebiyatının sayılı üstatlarından Stephen King kadar sinemayla içli dışlı olmadı. King, sayısız eserinin sinemaya -hatta bazıları birden fazla kez- uyarlanmasının yanı sıra, birçok filmde de birebir yaratıcı kadroda çalıştı. Hatta direk ekranlar için yazdığı birkaç işi de mevcut. Lakin onca başarısız uyarlama içinde tek bir filmden ölesiye nefret etti. Şaşırtıcıdır ki bu film, siz TINQ kullanıcılarının en sevdiği Stephen King adaptasyonu olan The Shining. Peki King neyden bu kadar rahatsız olmuştu? Hemen söyleyelim, kitabın baş karakteri King’e göre Jack Torrance değildi! Overlook Otelinin ta kendisiydi filmin merkezi. King, Otelin karakterler üzerindeki etkisinin iyi yansıtılamadığı görüşünde. Jack Nicholson’ın ortaya koyduğu performansı kötülemese de, Jack Torrance’ın hali hazırda akli dengesi sallantıda bir adam olarak gösterilmesi de King’in canını sıkmış. Kendisi, filme dair yapılan bütün hazırlıkların, ışıklardan sese kadar bütün teknik öğelerin, mekanlardan kostümlere dek her ince işin mükemmel olduğunu, ama filmin beş para etmeyecek bir kurguyla ilerlediğini öne sürmekte. Bu konudaki fikrini de bir alegoriyle anlatıyor kabusların efendisi lakaplı yazar: “Kocaman, fevkalade görünen lakin motoru olmayan bir Cadillac hayal edin, işte öyle bir film.”
1- A Clockwork Orange
Yazan: Anthony Burgess
Yöneten: Stanley Kubrick
clockwork

“Üç haftada milyonlar kazanan, seks ve şiddetten başka bir olayı olmayan film. Bu film kitabımın yanlış anlaşılmasına sebep oluyor. Bu yanlış anlaşılma ölene dek peşimi bırakmayacak.”
Anthony Burgess

Kitabı okumamış kullanıcılarımıza, film ve kitap arasındaki benzerlikleri anlatmamız, farkları anlatmamızdan daha kısa sürecektir. Bu sebeple detaylara girmemiz okumayı planladığınız bir kitabı mahvedebilir. TINQ’in spoiler’lara karşı ne kadar duyarlı olduğunu bilirsiniz. O yüzden listemizin ilk sırasındaki filmi farklı bir açıdan ele alacağız. Söz konusu kült bir edebi eserin sinemadaki yansıması olduğunda sıkça duyduğunuz yorumlar ya “Kitabı daha iyiydi.” ya da “Güzel uyarlamışlar.” ikilisinden biridir. Oldukça nadir durumlarda bir filmin kitaptan daha başarılı olduğu yorumlarına rastlayabilirsiniz. Burada bahsettiğimiz tabii ki Mario Puzzo’nun Corleone Ailesini merkezine alan kitap serisi değil. Çünkü Burgess’ün başyapıtı, Godfather serisinden farklı olarak ikinci plana atılmış bir kök eser değil. Edebi yönü kurgusu kadar öne çıkmış, hakkındaki tartışmalar yıllarca devam etmiş bir kitap. Bu sebeple sayısız insanı karşısına alıp “A Clockwork Orange’ın filmi kitabından çok daha iyidir!” diyebilen azımsanamayacak büyüklükteki kitlenin cesaretine saygı duyuyoruz. Yanlış anlamayın, TINQ’in böyle bir iddiası yok, lakin yine de bu sıkça tartışılan bir husus. Ama TINQ’in iddiası olan bir husus var, o da sizin bu konuda bir fikriniz varsa, bunu duyurmanız gerektiği. Hemen şimdi A Clockwork Orange’ı TINQ’te bulun ve puanlayın!

BONUS: J’irai Cracher Sur Vos Tombes / I’ll Spit On Your Graves (1959)

Yazan: Boris Vian
Yöneten: Michel Gastboris-vian-pour-blogBirçok eleştirmen tarafından iyi bir film olmadığı dile getirildiği için Boris Vian’ın sansasyonel eserinin bu uyarlamasını listemize almadık. Lakin bahsetmek zorundaydık, çünkü hiçbir yazar, hiçbir eserinin uyarlamasından bu denli nefret etmiş olamaz. Hatta, hiçbir yazar, bir filmden nefret ettiğini bu denli açık (ve trajik) dile getirmemiştir. 1959 yılında, Fransız yazar Boris Vian filmin çekimleri sürerken gördüğü her şeyden nefret eder. Adının kastta geçmemesi için hukuki yolları bile dener. Filmin galasında, makara dönmeye başladıktan yalnızca dakikalar sonra ayağa kalkar ve şu cümleyi söyler:

“Bu adamlar güya Amerikan mı oluyor şimdi? Kı…ı yiyin!”

Ağzından dökülen kelimeler biter bitmez Vian yere yığılır ve hayata gözlerini yumar. Michel Gast da tarihe “Kitabını o kadar kötü uyarladı ki, Boris Vian filmi göreceğine ölmeyi tercih etti.” diye geçer. Evet, bir hususta hoşnut olmadığınızı daha net dile getiremezdiniz herhalde. Aman siz soğukkanlı olun. Sizin için oldukça önemli bir yeri olan edebi eserlerin uyarlamalarını beğenmediniz mi? TINQ sayesinde, o filmlere hak etiğinizi düşündüğünüz o düşük puanları verebilmek birkaç parmak hareketi uzakta.