Cinsellik, her ne kadar toplum baskılarının ardında yok sayılmaya çalışılsa da, insan varlığının en önemli elementlerinden biri. Neredeyse bütün canlı türlerinin, hemen her hareketi, hayatta kalma içgüdüsünün farklı dışavurumlarıdır. Etrafınıza baktığınızda, “hayatta kalma” oyununda açık ara önde olan tür hangisi sizce? Tanık olduğunuz toplum kurallarının büyük çoğunluğu, insanların çocuklarını korumaya yönelik oluşturduğu soyut anlaşmaların ürünüdür. Bir başka deyişle, toplumu oluşturan en büyük temel sütun, üreme eylemidir. Canlıları, üremeye iten, cinsel haz ilüzyonu, büyük resme baktığınızda, varoluşunuzun en kuvvetli karşılığı. İnsanı yansıtmak gibi bir görevi olduğuna, geniş kitlelerin hemfikir olduğu sinema, elbette ki bu varoluşsal sütunu görmezden gelemez. Hem, bilirsiniz, sinema bir yatırım kumarıdır ve seks satar.

Oyunculuk, imitasyon sanatıdır. Gerçekten ayrılamayan sahtenin yaratım süreci, bu disiplini oluşturan temel prensiplerin bütünüdür. En iyi oyunculuk, en gerçekçi sahteyi yaratarak ortaya çıkar. Metot oyunculuk, bir aktör veyahut aktrisin kendi kendini kandırmayı başarabilmesiyle oluşur. Anthony Hopkins, ayna uzun süreler geçirirken, varmak istediği sonuç, kendi benliğini aynadaki suratın Dr. Hannibal Lecter’a ait olduğuna inandırmaktı. Ne denli başarılı olduğu, tartışmaya dahi açık değil. Eh, filmden aylar, hatta yıllar sonra karakterden çıkamayan oyuncuların yaşadıkları ruhsal karmaşalara da defalarca tanık olduk. Gerçekçiliğe olan bu tutku, ahlaki sınırları zorlayabilir. Sonuçta, gerçek ulaşılabilirken, sahteyi gerçekçi göstermeye gerek var mıdır? Elbette hayır. Çünkü bir şeyin en iyi imitasyonu, bizzat kendisidir.

Tepenizde kör edici ışıklar, sizi izleyen onlarca kişilik bir set ekibi. Karşınızda ise tamamıyla mekanik bir işlev dahilinde dokunmanız gereken, yabancı bir insan teni. Seks sahnelerinde soğuklanlılığı kaybetmemek oldukça zor olsa gerek. Birçok oyuncu, profesyonelliğinin üst sınırlarında geziniyorlar bu çekimlerde. Yine de, ortaya çıkan imitasyonun gerçekçiliği kuşkulu. Elbette, mükemmeliyetçi yönetmenleri ve oyuncuları, daha gerçekçi olma ihtimali bulunan hiçbir sahtelik tatmin etmez. Bu yüzden, toplumun yapay ahlak sınırları delinebilir. İki oyuncu, ortaya çıkaracakları işin kusursuz olması için hissettikleri tutkuyu, aralarında bedensel ve dahi duygusal bağ  bulunan, gerçek bir çiftin motivasyonunun yerine koyabilir.

Ağdalı cümleleri kenara bırakalım. Rol yapmaktan farklı sebeplerden dolayı vazgeçip, kameralar önünde gerçekten cinsel birleşmede bulunmuş oyunculardan bahsediyoruz. TINQ sizin için, makaralarını ahlaki sınırlarının ötesine uzatan filmleri derledi. Karşınızda, imitasyon yerine gerçek seks sahneleri kullanılan 10 film.

Venom (1966)

Gerçek cinselliğin, sinema tarihinde bilinen en eski örneği. Danimarka sinemasının cüretkar yönetmeni Knud Leif Thomsen, beyaz perdede gerçek seks tabusunu yıkan ilk isim. Soren Stromberg, küçük bir tatil için davet edildiği evde, art niyetini dışavuruyor. Bir anne ve kızını ayrı ayrı baştan çıkarmaya niyetlenen baş karakterimiz, hedeflediği tiksinti hissiyatını üstünde topluyor. Sisse Reingaard ve Soren Stromberg arasındaki sahne, filmimizi bu listeye sokan cinselliği içeriyor.

Blue Movie (1969)

Her ne kadar bu hususta ilk olsa da, Venom geniş kitlelere ulaşabilmiş bir yapım değildi. Gerçek bir seks sahnesini barından, ilk büyük çaplı yapım, Andy Warhol’un yaratıcılığının bir ürünü olan Blue Movie’dir. Kısa sürede yasaklanan, yapımcısı para cezasına çarptırılan Blue Movie, haftalarca gündemi işgal etti. Warhol’un gözbebeği Viva, filmde Louis Waldon ile saatler süren bir çekimde, defalarca birlikte olduğunu gururla dile getiriyor. Andy Warhol’un filmin pornografi olduğuna dair olan yorumlara sert cevapları var: “Pornografi dediğiniz nedir ki? Her gerçek seks, illa pornografi midir? Sanatsal bir yaklaşıma konu olmasını toptan yasaklayamazsınız, seks kadar insani bir davranışın.”

El Topo (1970)

Alexandro Jodorowky’nin bir deha olduğuna dair hiçbir şüphemiz yok. En azından, deli olduğuna emin olduğumuz kadar eminiz. Baş yapıtı El Topo, nevi şahsına münhasır tabirini hak edecek daha fazla ne yapabilirdi merak ediyoruz. Filmin aynı zamanda baş rolünü de üstlenen Alexandro Jodorowsky, yine kendi kaleminden çıkan senaryoya oldukça rahatsız edici bir de tecavüz sahnesi eklemişti. Mara Lorenzio’ya durumu, bu sahnenin kusursuz olmasının başka hiçbir yolu olmadığını açıklamış Jodorowsky. Lorenzio’nun tepkisi beklenmedik derecede olumlu olmuş. Söz konusu tecavüz sahnesi sırasında, yalnızca cinsellik değil, şiddet de rahatsız edici seviyede gerçekçi.

Pink Flamingos (1972)

John Waters’ın kült yapımı yalnızca gerçek bir seks sahnesi değil, birçok rahatsız edici öğe içeriyor. Tecavüz, ensest, yamyamlık, mastürbasyon, teşhircilik… Ailenizle izlemek isteyeceğiniz bir film sayılmaz. Amerikan tarihinin en tartışmalı isimlerinden biri olan, Drag Queen kültürünün mihenk taşı Divine’ı baş rolde izliyoruz. Pink Flamingos dahilindeki gerçek seks sahnesi ise, izleyicinin algı sınırlarını genişleten, uzun ve detaylı bir oral seks sahnesi. Filmin, hemen her ülkede yayınlanan versiyonunda, söz konusu sahne makaslanmıştı. John Waters’ın baş yapıtı, sinema tarihini değiştiren bir film. Genel geçer doğrulara bilerek ve isteyerek saldırıyor. Hatta bu savaştan galip çıkıyor da diyebiliriz.

Immoral Tales (1974)

Polonya sinemasında Walerian Borowczyck tarafından bırakılan iz, başka bir deyişle açılan yara kolay kolay unutulabilecek cinsten değil. Yapımlarının birçoğu, sinema çevreleri tarafından tartışmasız pornografi olarak niteleniyor. Bu sebeple onun için ahlaksız standartları oldukça yüksek. Lakin Immoral Tales ile ortaya koyduğu sahneler, onun kıstasları dahilinde bile sansasyonel. 1974 yılında Fransa’da çektiği film, bir köpekle cinsel birleşmeye giren bir kadını, neredeyse hiç kimsenin talep etmeyeceği kadar detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor. Film, piyasaya çıktığı tarihte, birkaç dakika dahi maruz bıraktığı herkesin nefretini kazandı. Günümüzde ise bir kült olarak tabir ediliyor.

Dogtooth (2009)

Yorgos Lanthimos inanılmaz bir isim. Kendisini, dünya sinemasının en büyük isimlerinden biri olmaya emin adımlarla ilerliyor. Geçtiğimiz yıl, Lobster ile herkesin ilgisini çeken Yunan yönetmenin, ilk büyük işi Dogtooth olarak kabul edilebilir. Dışa tamamıyla kapalı bir ailenin, başka hiçbir çevresel etken olmadan yaşadıkları komün hayatında, başta akrabalık kavramları olmak üzere birçok insani değeri kaybedişini izliyoruz. Film, izleyicilerin akılları üzerinde ciddi oyunlar oynayan birkaç ensest birliktelik sahnesine sahip. Filmin vizyona girişinden yıllar sonra ortaya çıktığı üzere, söz konusu sahneler imitasyon değillerdi.