Erkan Oğur, Türkiye coğrafyasında adı yeteri kadar duyulmamış ama kendine hem Anadolu’da hem dünya çapında çekirdek bir hayran kitlesi yaratmayı başarmış bir virtüöz. El yapımı perdesiz gitarıyla müziğin sınırlarında keşfe çıkmayı şiar edinmiş bir modern çağ aşığı… Oğur’un, yeryüzünün tüm titreşimleriyle müzakere halindeki müziğinin, toprağına sıkı sıkı bağlı doğası, ona özgünlük payesi getiren yegane sebeplerin başında geliyor.  Elbette bu denli yaratıcı ve yetenekli bir sanatçının, sinemacıların ilgisini çekmemesi düşünülemez. Bu başlık altında Oğur’un, müziklerini bestelediği filmlere göz atacağız.

Eşkiya (1996)

Yavuz Turgul’un kazandığı gişe başarısıyla Türk sinemasının ölmediğini kanıtladığı Eşkiya filmi, Hollywood-vari çekim teknikleri kullanması sebebiyle de ardından epeyce konuşturmuştu. Turgul’un çizmeyi çok sevdiği gücünü yitirmiş ve zamana ayak uyduramayan orta yaşlı erkek temasının işlendiği yapım, Oğur’un senaryonun ruhuna işleyen enfes düzenlemeleriyle yapımın başarısında başrol oynanmıştı.

Propaganda (1999)

Sinan Çetin’in, bürokrasiyle vicdanı arasında kalan bir gümrük memurunun hikayesini anlattığı Propaganda, Kemal Sunal’ın oynadığı son film olması sebebiyle -Balalayka’nın çekimleri sürerken vefat etmiştir- halihazırda sinemamız açısından büyük önem arz ediyor. Doğduğu Hisli Hisar köyüne dönen Mehdi’nin resmi sınırlarla aşınan kişiliği ve ahalinin “yapay” sınırlar arasında yaşadığı trajikomik olayların seyirci üzerindeki etkisinin arkasında elbette Oğur’un leziz müzik üretiminin büyük payı var.

Yazı Tura (2004)

Türkiye sinemasında çok az film, ataerkil sistemin erkek ” birey üzerinde yarattığı tramvayı Yazı Tura kadar etkileyici bir şekilde eleştirdi. Uğur Yücel’in yönettiği film, birbiriyle ilişkisiz görünen iki erkeğin, birbiriyle ilişkisiz görünen hayatlarının aynı sebepten -hegamonik erkeklik kodları- mahvoluşunu tadına doyulmaz bir şekilde anlatıyor. Oğur’un, Rıdvan (Olgun Şimşek) ve Cevher (Kenan İmirzalıoğlu)’nun trajedesini taçlandıran müzikleri, filmin anlatım gücünü eşsiz bir şekilde arttırıyor.

Mommo Kız Kardeşim (2009)

Erkan Oğur’un “Anadolu’nun her yerinde blues notalarını duyuyorum. Bir blues sanatçısı Anadolu’yu dolaşsa istemediği kadar blues notasıyla karşılaşır” sözünü düşünün ve Mommo, Kız Kardeşim’in pastoral bir bozkır hikayesini dillendirdiğini aklınızın diğer köşesine not edin. Türk sinemasının yüz aklarından biri olan film, Oğur’un müzikal anlayışının berrak şekilde duyulabildiği naif bir yapım.

Kadim (2011)

Fethiye’nin Nif köyünde olabildiği kadar sade hayat yaşayan bir kadının, memleketin geçtiğimiz elli yıl içerisinde geçtiği politik atmosferin aşamalarına tanıklığının anlatıldığı ödüllü bir belgesel Kadim. Yönetmen Okan Avcı’nın ilk uzun metrajlı belgesel denemesine destek veren Oğur, eserin inşa ettiği “kadim” atmosferi titreşimleriyle canlı kanlı hale getiriyor.

Telvin (2012)

Erkan Oğur, İsmail Soyberk ve Alp Bekoğlu’nun 2002 yılında meydana getirdikleri Telvin Trio, Anadolu’nun biriktirdiği melodileri yerkürenin duyabileceği bir formda eşine az rastlanır bir alçak gönüllülükle seslendirdi. Yönetmen Okan Avcı’nın 2010 yılında Antalya-Kaş’ta yolunun kesiştiği Telvin’in müziği bu turne belgeseliyle ölümsüzlüğünü perçinliyor denebilir.

Açlığa Doymak (2012)

Zübeyr Şaşmaz’ın kesişen hayatlar temalı filmi Açlığa Doymak, Eyüp (Mert Horozoğlu), Sena (Hazar Ergüçlü), Burcu (Didem Balçın)’ın birbirlerinin yaşamlarını İnarritucu bir tarzda nasıl çekilmez bir hale getirdiğini anlatıyor denebilir. Erkan Oğur’un müzikleri ise Tony Gatlif’in müziği, bir filmin omurgası olarak kast edişini bir kez daha haklı çıkarır cinsten.