“Tarih boyunca, kadın hep isimsizdi.”
– Virginia Woolf

Virgina Woolf’un sansasyonel makalesi “A Room Of One’s Own” neredeyse yüzyıldır bağımsız kadın figürünün ana ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Elbette bu hiç de şaşırtıcı değil, çünkü Woolf, 112 sayfaya kadının toplumdaki yerine dair neredeyse her tekil konuyu ve bunlara verilebilecek cevapları sığdırmayı başarmış. Edebiyat dünyası da Virginia Woolf’un haklı gazabından kaçamamış. Kendisi, antik çağlardan günümüze dek süregelen eserlerin neredeyse tamamına ciddi bir eleştiride bulunmuş: Kadın karakterlerin rahatsız edici sığlığı. Woolf’a göre birkaç küçük istisna haricinde edebi eserlerdeki kadınlar basit ve erkeklerin dünyası etrafında dönüp duran uydulardan ibaretler. Eğer aksini iddia ediyorsanız ortaya çok ciddi bir savunma koymanız gerekiyor, çünkü akademik metinlerin tamamı da Woolf’un tarafında yer alıyor.
virginia-woolf-new-york-times-missing-in-england-april-3-1941
Yirminci yüzyılın ilk çeyreği, sinemanın sanat dünyasındaki yerini yeni yeni edinmeye başladığı bir dönemdi. Bu sebeple söz konusu makaleden payına düşeni aldığını söyleyemeyiz beyaz perdenin. Lakin takvim yaprakları 1985’i gösterdiğinde Mo Testa isimli bir kadın, Woolf’un edebiyat dünyasına yaptığı eleştiriyi sinemaya adapte etti. Mo’nun, konu filmler olunca çok ciddi bir kuralı vardı. Sinemanın erkek-merkezciliğinden tiksinen Mo, bir filmi izlemek için şu üç maddelik testi geçmesini şart koşuyordu;

– Bir, en az iki kadın karakter olmalı.
– İki, bu kadınlar birbirleriyle konuşmalı.
– Üç, bu konuşma bir erkek hakkında olmamalı.

İşte bu üç kriterden oluşan teste Bechdel Testi deniyor. Ne olacak canım, hemen her filmde en az iki kadın karakter vardır ve elbette bir erkeğe dair olmayan bir hususta muhabbet ediyorlardır, diye düşünebilirsiniz. O halde sizi biraz şaşırtacağız. Çünkü iMDb dahilinde kaydı bulunan uzun metraj filmlerin %42’si bu testi geçemiyor. Evet, her on filmden dördü bu testi geçemiyor. Şu an eminiz ki izlediğiniz filmlerin hangilerinin bu testi geçip geçemediğini düşünüyorsunuz. TINQ size bu konuda yardımcı olacak, ama önce bu yaratıcı testi icat eden Mo Testa kimmiş onu öğrenelim.

Mo Testa’nın sizden bir boyut eksiği var. Çünkü o gerçek bir insan değil! Film zevki feminist kriterler dahilinde bu denli seçici olan Mo Testa, bir karikatür karakteri. Amerikalı karikatürist Alison Bechdel’in yarattığı “Dykes To Watch Out For” serisinin merkezinde yer buluyor kendisine. Bu sebeple Bechdel Testine yer yer “Mo Kanunu” denildiğini duyabilirsiniz. Alison Bechdel, Mo’nun kriterlerinin ardındaki yaratıcı fikrin kendine ait olmadığını, beraber karate kursuna gittiği arkadaşı Liz Wallace’ın sinema endüstrisine yaptığı eleştirilerin ona ilham verdiğini söylemeden geçmiyor.

comic-actBaşta yalnızca “İki lezbiyen karakter arasında küçük bir espri” olarak nitelendirilen Belcher Testi, bugün ciddi bir akademik konu. İsveç Film Enstitüsü, fon talebinde bulunan projeleri değerlendirirken Bechdel testinden yararlanan kurumlardan sadece bir tanesi. Lakin testin modern uygulamasında ufak bir fark var. Günümüzün sinema akademisyenleri, söz konusu iki karakterin isimlerinin de olması gerektiğini savunuyor. Yani, “John’un Annesi” veyahut “Gazeteci kız” gibi roller kadın bir karakter ihtiyacını doldurmuyor.

Birçok eleştirmen ve akademisyen testin yalnızca mizahi değeri olduğu yönünde fikir belirtiyor. Çünkü bütün bu kıstasları yerine getirse dahi bir film anti-feminist olarak değerlendirilebilir. Evet, Bechdel Testi muhteşem bir kriter sayılmaz. Lakin, 1985 yılı itibariyle sinema dünyasında yarattığı farkındalık, onu bu denli değerli yapıyor. Senaristleri, yönetmenleri ve yapımcıları eleştiri spotlarının önüne çekebilmesi, başlı başlına bir zafer.pic_0896İşin en ilginç kısmı ise, tamamıyla kadın karakterler üzerine kurulmuş yapımlar dahi yer yer Bechdel Testinde sınıfta kalabilir. Sıkı durun, The Sex And The City. New York’ta yaşayan dört kadının günlük hayatları, ilişkileri ve yaşamlarında karşılaştığı güçlükler üzerine kurulan bu ikonik televizyon dizisinin bölümlerinin neredeyse üçte biri Bechdel utancını taşıyor. Gerçekten senaristler kadınların bir erkeğe dair olmayan konularda diyalog kurabileceğine inanmıyor mu? Yoksa ilginç mi gelmiyor bu başlık dışındaki muhabbetler? Veyahut biz izleyicilerin de bir miktar suçu var mı?

Alison Bechdel ve onun nevi şahsına münhasır karakteri Mo, bütün eleştirilere rağmen bugün hala birçok sinema izleyicisine hiç bakmadıkları bir pencereden sinema endüstrisini gösteriyor. Elbette, burada hatırlanması gereken Bechdel’in bir akademisyen değil bir mizahçı olduğu. Bu sebeple ortaya koyduğu hicvin bizleri düşündürebilmesi Bechdel Testinin oldukça başarılı olduğu manasına geliyor.