Alan Rickman, bundan tam bir sene evvel, bir perşembe günü aramızdan ayrıldığında, o senenin başında henüz 2016 yılı boyunca aramızdan kimlerin ayrılacağını, o melun senenin bizden koparacağı insanların bir habercisi olduğunu henüz bilmiyorduk. Aradan tam bir sene geçti ve bu bir sene içerisinde sevdiğimiz o kadar fazla insana veda etmek zorunda kaldık ki Alan Rickman’ın ölümü, zayiatın bir parçası olarak zihinlerimizin gerisine itildi. Ancak, Alan Rickman kendi varlığını 40 küsür senelik oyunculuk kariyeri boyunca, birbirinden farklı karakterlere kendi özgün tarzıyla can vererek ölümsüzleştirmiş oldu. Aynı şekilde kalplerimizdeki yerini de. „Daima.”

Oyunculuk eğitimini Londra’daki Royal Academy of Dramatic Art’ta tamamlamış ve kariyerinin ilk zamanlarında, modern ve klasik tiyatro eserlerinde rol alarak tecrübe kazanmış olan Alan Rickman, sinema dünyasına daha önce de tiyatro sahnesinde defalarca yer edindiği, 1978 yapımı Romeo ve Juliet’teki Tybalt karakteriyle başladı.

Ağustos 2015 yılında, sonradan pankreas kanseri teşhisiyle sonuçlanacak ilk felçini geçirdiğinde henüz 68 yaşında olan Rickman, bu hastalığın artık ölümcül olan ileri evresinde olduğu gerçeğini, çevresindeki en yakın insanları saymazsak, herkesten gizlemiştir. Ölümünden sonra meslektaşlarının, çağdaşlarının söyledikleri en azından Rickman’ın ölümü kadar kalp kırıcıdır. Colin Firth, Holywood Reporter’a Alan Rickman’ın bir aktör olarak kendisinin rehberi olduğunu söylemiştir. Emma Thompson ise “kendisini vaktiyle olduğu mükemmel aktör haline getiren inatçılığı— tarifsiz ve alaycı kıvrak zekasının yardımıyla, ben dahil, bir çok şeyi gördüğü o berraklığı… Ondan çok fazla şey öğrendim.” diyerek anmıştır. İngiliz sahnesinin efsanevi oyuncularından Sir Ian McKellen ise, kendisi hakkında şu sözleri dile getiriyor: “Rickman’ın, neşeyle yıkıldığında da aynı şekilde güzel olan kederli suratının arkasında, inanılmaz derecede aktif olan bir ruh, arayışta olan ve başaran bir süper kahraman yatmaktadır, mütevazi ama ölümcül derecede etkili…” 

Lafı fazla uzatmadan sizleri Alan Rickman’ı kariyerinin kilometre taşlarıyla başbaşa bırakalım;

Romeo & Juliet (1978)

Oyunculuk eğitiminin temelleri klasik tiyatro oyunlarına dayanan Alan Rickman, öğrencilik senelerinde veya kariyerinin ilk dönemlerinde Shakespeare’in bu ünlü melodramasında belki de defalarca rol almıştır desek yanılıyor olmayız herhalde. Juliet’in kuzenini Tybalt’ı canlandıran Rickman’ın klasik tiyatro eğitiminin etkileri belki de en çok bu filminde kendisini belli etmektedir.

Sense & Sensibility

Jane Austen’in ilk basılan işi olan Sense and Sensibility’ın sinemaya aktarıldığı bu yapıt, Alan Rickman ve Emma Thompson’ın arasındaki yıllar sürecek ortaklığın da başlangıcı olmuştur.

Die Hard (1988)

1988 yapımı Die Hard’ın unutulmaz kötü adamı olan Hans Gruber karakteri, Alan Rickman’ın kayıtsızlığın doruklarındaki mimikleriyle bambaşka bir boyuta  taşınmıştır. İddia ederiz sinema tarihinde hiçbir kötü adam bir makineli tüfekle ateş ederken veya bir sivili infaz ederken bu kadar mükemmel bir derece aldırışsız görünmemiştir.

Harry Potter And The Sorcerer’s Stone (2001)

Alan Rickman’ın belki de en fazla hatırlanan rolü olan, sonradan hikayenin en büyük kahramanına dönüşen, nemrut Severus Snape sayesinde büyük aktör, yeni gelen neslin hatıralarında da kendine yer etmeyi başarmıştır.

Eye In The Sky (2015)

Alan Rickman’ın bizlere son armağanı olan Eye in the Sky, tırnak ısırtan bir gerilim filmi olarak mı yoksa karanlık bir politik eleşiri olarak mı konumlandırılır bilemiyoruz ama izlemeye de değer olduğu kesin.