Estetik, lanetli bir kavramdır. Eğer alıcı konumunda iseniz, yaşayabileceğiniz en bedbaht hissiyat kıskançlık olacaktır. Yaratıcısı iseniz estetiğin, sanatçıların o ünlü buhranları sizi bekliyor. Lakin, bütün olası konumlar dahilinde, estetiğin en yıpratıcı makamı, kendisi olmaktır. Dış dünyaya, etten kemikten bir sanat eseriymişsiniz etkisi bırakmak, aynı zamanda size öyle davranılmasına da sebep olur. Mevzu bahis, yalnızca klasikleşmiş anlamda nesneleştirilmek değil. Zaman sizin bir numaralı düşmanınız. Hayattan keyif aldığınız her an, yaşadığınız her deneyim, ortaya koyduğunuz estetik değeri aşındırıyor. Caterpillar, bu lanetli kavramı şiirsel bir dille anlatmayı seçmiş.

Fotoğrafçıların elinden çıkan yapımlar, neredeyse her örnekte, kendine özgün bir yaratıcılığı getiriyor. Moda sektöründe tanınmış bir isim olan David Field için de geçerli bu durum. Field, uzun yıllar oldukça prestijli isimlerle çalıştıktan sonra, 2012 yılında bir kısa film çekmek için kolları sıvadı. Bir moda fotoğrafçısından daha iyi hiç kimsenin işleyemeyeceği bir konu seçti kendine. Estetik kavramıyla özdeşleşmiş bir insanın, bu kavrama ait bütün pozitif sıfatları yavaş yavaş kaybedişi. Ne mi bu kurgu? Elbette ki yaşlanmanın bilinen en büyük sebebi: Yaşamak.

Metamorfoz sekansları, başta sürrealist Fransız sahnesi olmak üzere, sinemada kendine yıllar boyunca birçok kez yer buldu. Bazen bir alegori enstrümanı olarak, bazense tamamıyla absürt amaçlara hizmetle. Caterpillar’ın merkezine konulan bu imge, yönetmen koltuğunda bir fotoğrafçının, özellikle de insani estetikle bu denli içli dışlı bir moda fotoğrafçısının oturduğu bize hissettiriyor. Sinema, sabit fotoğraflarla yaratılan bir hareket illüzyonudur. Lakin David Field için bu yalnızca teknik bir kavram değil. Onun kareleri, bir filmden öte, hareket eden fotoğraflar gibi hissettiriyor.

David Field, sinemaya giriş yapımı olan Caterpillar sonrasında iki yapımla daha karşımıza çıktı. 2014 yılında çektiği The Other Half ve Afterworlds de izlemeye değer kısalar.