Amerika Birleşik Devletleri, birkaç hafta içinde 45. Başkanını seçecek. Söz konusu Birleşik Devletler olduğunda, bu bir iç mesele olmaktan çıkıyor. Bütün dünya, Beyaz Saray’ın bir sonraki misafirini merakla bekliyor. Partilerin adaylık seçimlerini de hesaba katarsak, neredeyse iki yıldır gündemdeki en önemli husus bu. Elbette ki, güncel konuları işleyen bütün yapımlar bu olaya dair ufak gönderilerde bulundu. Sonuçta, Hollywood, seven ya da sevmeyin herkesin kabul ettiği üzere, dünyadaki en büyük sinema sahnesi. Bu denli önemli olayların, Hollywood’daki yansımaları da büyük ilgi çekiyor.dr-strangelove-3Politik bir konuyu işlemese dahi, birçok senaryo Birleşik Devletler Başkanını bir karakter olarak bizlere sundu. Bazen bir kriz halini yönetirken, bazen ise bizzat kendisini uzaylılarla savaşırken izledik. Öyle ki, romantik komedilerde bile gördük bu makamı. Eğer bize bırakılsaydı, bu karakterlerin birçoğunu Trump veya Hillary’ye rahatlıkla tercih ederdik. Sanırım dünyanın büyük bir kısmı da ederdi. Bu sebeple, TINQ sizin için, film ve dizilerin içinden, gelmiş geçmiş en iyi 10 kurgusal ABD Başkanını seçti.

Mansiyonlarımız ile başlayalım;

JACK CAHILL (CLIFF ROBERTSON) 
“ESCAPE FROM L.A.” (1996)

Trump seçilirse, ne kadar korkunç şeyler yapabilir konulu bir sürü tartışma var. Umarız Jack Cahill onun için örnek teşkil etmiyordur. Öyle bir başkan hayal edin ki, türlü oyunlarla görev süresinin sınırsız kılsın. Birleşik Devletlere fiili diktatörlüğü getirsin. Bununla kalmayıp Los Angeles şehrini, dev bir hapishaneye dönüştürsün. Kendi öz kızı, bu ruh hastasını durdurmak adına, bir savaş başlığını çalacak kadar ileri gidiyor. Snake Plissken de olmasa ne yapardık.

DAVID PALMER (DENNIS HAYSBERT)
“24” (2002-2004)

Terörle mücadele konusunda, uydurma sebeplerden öte, elle tutulur gerçek çekinceleri olan bütün Başkanlar ne yazık ki kurgusal. David Palmer, kendisine bulaştırılan virüs sebebiyle, bir yandan ölümle yarışması bile, Jack Bauer’le beraber “dünyayı” kurtarmaktan alıkoyamadı onu. Obama’dan yıllar önce, Birleşik Devletlerin ilk siyahı başkanı olarak aklımıza kazınan Palmer, siviller konusundaki duyarlılığı ile gerçek dışı bir beklenti yaratabilir sizde.

DAVE KOVIC (KEVIN KLINE)
“DAVE” (1993)

Dave Kovic esasen gerçek bir başkan değil. Bir tür kukla. Bu yorumumuz üzerinden türetilebilecek olan politik hicivler üzerindeki hakkımızı saklı tutuyoruz. Başkan William Mitchell bir kalp krizi sonucunda komaya girer. Amerikan Halkının kaosa sürüklenmemesi için de, Başkan Mitchell’a tıpa tıp benzeyen muhasebeci Dave Kovic, başkanın dublörü olarak bulur kendini. Yine de iyi niyeti ile birçok başkandan daha iyi bir iş çıkarır.

BAŞKAN BECK (MORGAN FREEMAN)
DEEP IMPACT (1998)

Gişede oldukça büyük bir başarı yakalamış olan Deep Impact’te dünyayı bekleyen tehlike bir kuyruklu yıldız. Bilimkurgu türü dahilinde bir felaket senaryosuyla karşı karşıyayız. Her olası çözüm tüketildikten sonra, Amerikan nüfusunun yalnızca 200.000 kişilik ufak bir kısmının kurtarılabileceği ortaya çıkar. Bu, belki de bir Başkanın yaptığı en zor açıklamadır. Morgan Freeman’ı tanrı olarak bile izlediğimiz düşünülürse, bir gün gerçekten başkan olmak isterse kimsenin itiraz edeceğini sanmıyoruz.

JAMES DALE (JACK NICHOLSON)
MARS ATTACKS (1996)

Başkan James Dale “küçük” bir diplomatik anlaşmazlık sebebiyle dünyanın büyük kısmının yok olmasına sebep olmuş olabilir. Lakin hangimiz bazen hata yapmıyoruz ki? Sonuçta, Marslılara olan yaklaşımı barışçıl, kardeşçeydi. Nereden bilebilirdi, beyaz güvercinin başka gezegenlerde, oldukça farklı anlamları olabileceğini. Jack Nicholson’ın ortaya koyduğu performans o denli eğlenceli ki, Trump kazanamazsa, Beyaz Saray’da bu denli büyük bir mizah öğesi bir daha olmayacak.

SELINA MEYER (JULIA LOUIS-DREYFUS)
VEEP (2015-2016)

Selina Meyer, Beyaz Saraya adımını ilk olarak Başkan Yardımcısı olarak attı. Yaşadığı hayal kırıklığı o denli trajikti ki, 4 Emmy Ödülü ile taçlandırıldı performansı. Oldukça kısa bir dönem sürse de, belki de o koltukta oturmanın hiçbir avantajını yaşayamamış tek başkan oldu Meyer. Eğer kendinize kariyer hedefi olarak bir ülke yönetmeyi koyduysanız, Selina Meyer’in uyarılarını göz önünde bulundurmanız, olası bir hüsranı önleyebilir.

THOMAS J. WHITMORE (BILL PULLMAN)
Independence Day (1996)

“Amerika Birleşik Devletleri, dünyayı uzaylılardan kurtarır.” Sinemaya dair en can sıkan klişelerin listesini yapsak sanırım ilk sırada olurdu. Şu sıralar yeniden çekiminin yapım aşamasında olduğu gişe canavarı, belki de bu klişenin en önemli örneği. Eşinin ölümü bile Whitmore’u uzaylılarla savaşmaktan alıkoyamıyor. Çünkü o “özgür dünyanın lideri”. Bir noktada “Uzaylılar, dünyayı Amerikan Klişelerinden kurtarır” temalı bir film gelirse, aradığımız yaratıcılığı bulmuş olacağız.

Şimdi ise sıra ilk 3 sıra için geri sayıma geçelim;

3- JAMES MARSHALL (HARRISON FORD)
AIR FORCE ONE (1996)
“Uçağımdan defol.”


Belki de bir Amerikan Başkanının söylediği en sert replik buydu. Birleşik Devletlerin bir numaralı ismini taşıyan uçağın adı da “Hava Kuvvetleri 1”. Bu öyle sıradan bir uçak değil. Bulutlar arasında dolaşan bir kale. Yeryüzünde bu denli korunan başka hiçbir ulaşım aracı yok. Yine de terörist bir grup, bir şekilde bu uçağa girmenin bir yolunu bulmuş. Başkan Marshall ise, eline silahını alıp kendisini koruyabilecek kadar sıkı bir karakter. Harrison Ford kuşkusuz ki en karizmatik başkanlardan bir tanesi olurdu.

2- FRANCIS J. UNDERWOOD (KEVIN SPACEY)
HOUSE OF CARDS (2014- )

“Demokrasi fazla abartılıyor.”
Yalan söyleme sanatını, işin ustasından öğreniyoruz. Frank Underwood’un korkunç biri. Şeytan’ın yeryüzündeki gölgesi bile diyebiliriz kendisi için. Peki bu denli çirkin, bu denli korkutucu biri nasıl oluyor da karizmasıyla bizi etkisi altına alıyor? Düşünün, biz izleyiciler olarak, bütün pisliğini görüyoruz Underwood’un. Kirli işlerine birinci elden tanık oluyoruz. Buna rağmen olası bir seçimde kendisine oy verebiliriz. Öyle sanıyoruz ki, liderlik karizması böyle bir şey. Hillary Clinton belki de bu sebeple anketlerde önde gidiyor? Acaba, yalancılığıyla ünlü olan kişileri kendimize daha mı yakın hissediyoruz?

1- MERKIN MUFFLEY (PETER SELLERS)
DR. STRANGELOVE (1964)

“Beyler! Burada kavga edemezsiniz, burası Savaş Odası!”
Soğuk Savaşa dair yapılmış en iyi film. Belki de gelmiş geçmiş en iyi kara komedi. Üç ayrı rolle karşımıza çıkan, komedi tarihinin en büyük birkaç isminden biri Peter Sellers. Merkin Muffley, 95 dakika içinde, Başkanlık makamına dair yanlış olan, neredeyse her konuya bir hiciv yerleştiriyor. Bu sebeple listemizin baş köşesine, Sellers gibi bir ustayı yerleştirirken bir dakika dahi düşünmedik. Emirlerini dinlemeyen bir subayının, Sovyetlere savaş ilan etmesi sonucunda, Demir Perdenin Liderini bizzat arayarak özür dileyecek kadar mütevazı bir isim Başkan Muffley. Lakin işler pek de istediği gibi gitmiyor, dünya “birazcık” yok oluyor. Olsun, bunların hepsi iş kazaları sonuçta