Kuşkusuz ki, sinemanın doğduğu Yirminci Yüzyıl dahilindeki en popüler enstrüman gitardı. Django Reinhardt’ın çingene notalarından, blues’un ıstırap yankılarına, Chuck Berry’nin tarihi buluşundan, Jimi Hendrix’in altı telde tanrıyı oynamasına dek, her şey bu yüzyılda yaşandı. Sinema tarihi de elbette ki bu ilahi enstrümanın macerasına tanıklık etti. Eline alan herkesin, birkaç puan daha karizmatik göründü bu mucizevi alet, birçok sinema karakterini pekiştirmek için kullanıldı. Hatta ve hatta yalnızca gitar hakkında filmler bile çekildi.

TINQ, esasen sizin yaptığınız bir listeyi getiriyor karşımıza. Editörlerimiz, toplamda 40 filmlik bir gitar sahneleri seçkisi yaptı. Sosyal sinema platformu TINQ’i kullanarak, söz konusu filmleri oylayan on binlerce kullanıcımız ise, burada beğeninize sunacağım beşliyi belirledi. Karşınızda, sizlerin seçtiği, en iyi 5 gitar sahnesi!

Desperado

Birçok kişi, Desperado’nun, Mexico Üçlemesi olarak bilinen Robert Rodriguez’in ünlü serisinin ikinci halkası olduğunu bilmez. Lakin herkes “Cansion del Mariachi” şarkısını ezbere bilir. Ezbere derken, kulağa İspanyolca gelen kelimeleri işkembeden atmayı kast ediyoruz. Olsun ama, önemli olan niyetiniz. Bir arkadaşınıza Desperado’nun özetini geçmeniz gerekirse, kısaca “Gitarı olan bir adam var ve başı beladan kurtulmuyor.” diyebilirsiniz. Çünkü bu özet, filmin açılış sahnesinde zaten veriliyor. Antonio Banderas, bir aksiyon filmi en muazzam nasıl açılabilirse öyle açıyor Desperado’yu. Bu arada eliniz google’a gittiyse, evet eminiz, şarkının adı “de mi corazon” değil.

Back to the Future

Chuck Berry’nin, rock n roll’u nasıl icat ettiğine dair tek açıklamamız, Back to the Future’ın bir film değil, yaşanmış gerçek bir olay olması olurdu. Düşünsenize, mağaralarda duvarlara sopalarla vurmaya başladığımız tarihten beri, müzik tarihinin en büyük furyası, var olmuş en büyük fenomenden bahsediyoruz. Rock müziğinden bahsediyoruz. Marty McFly, geleceğe dönmeye çalışırken, swing gençliğinin aklını Johnny B. Goode ile alıyor. Gibson ES-345 bu kadar popüler bir gitarsa, sebebi bu sahnedir. Bu bir tehdittir 2016, eğer bu sene bitmeden, bir de Michael J. Fox’un canına kast edersen… Yani lütfen, lütfen yapma.

Black Snake Moan

Gitarda Samuel L. Jackson, davullarda ise gök gürültüsü. Blues, Amerikan poetik sokak ağzında, keder manasına gelir. Hiç gerçek anlamda acı çekmemiş bir adamın, ne yaparsa yapsın blues çalamayacağı söylenir. Evet, Samuel L. Jackson’ın canlandırdığı karakter, sayısız acı tattı hayatında. Yaşadığı ıstırapların, tellerde elektrik akımıyla sevişerek amfiye doğru yol alması anlaşılır. Ki blues’un oluşma formülü de budur. Ama bu bir rol, oyunculuk. İşin garibi, bu tonu Samuel L. Jackson’ın nasıl çıkardığı? Acaba hayatına bilmediğimiz azaplar mı var, en sevdiğimiz Kötü Anneye Lanet Edici’nin hayatında? Not: Bu metinde yaratıcı sansür kullanılmıştır.

Deliverance

John Boorman, ortaya hiçbir zaman “ortalama” bir film çıkarmadı. Elbette gurur duymadığı  yapımları oldu. Bahsettiğimiz istikrar, kalite üzerine değil. Her zaman, en azından bir sansasyonel sahne ile sinemanın kalıcı belleğine yer eder. Deliverance, Amerikan Ulusal Kültür Vakfı tarafından bir folklor şaheseri olarak nitelendiriliyor. Çünkü Amerikan kültürünün, en avam etmenlerini bir potada eriten, başarılı bir gerilim filmi. Boorman’la özdeşleşen o sansasyonel sahnelerin bu filmdeki örneği ise, “Duelling Banjos” ritüelinin, zihinsel engelli bir gencin banjosu ve şehirli beyaz adamın gitarı arasındaki valsi. Muazzam bir sahne, kusursuz bir gerçekçilik.

Crossroads

-“Karate Kid filmini, karate yerine gitarla çeksek nasıl olur?”
– Hemen Ralph Macchio’yu arıyorum.
Yukarıdaki diyalog, eğer biz sinema hakkında tek kelime biliyorsak, eminiz ki yönetmen Walter Hill ile yapımcısı arasında yaşandı. Bu filmin yaratılışı, başka hiçbir mekanikle açıklayamaz. Filmin son sahnesine kadar olan hikayeyi aklınızda böyle canlandırın. Bay Miyagi yerine ünlü blues gitaristi Joe Seneca’yı yerleştirin. Evet bir de son sahnedeki büyük kapışma için, oldukça iddialı bir karateciye, pardon gitariste ihtiyacımız var. İşte bu noktada film kopuyor. Sinema terimi olarak değil, gerçek anlamda. Çünkü Guitar Kid, pardon yani Crossroads’un konuk oyuncusu, efsanevi gitarist Steve Vai. Bu sebeple ortaya bu muazzam duello sahnesi çıkıyor.

Bonus: Mad Max: Fury Road

Biz savaş strateji konusunda uzman sayılmayız. Elbette üç-buçuk saatlik İkinci Dünya Savaşı filmlerini tuvalete gitmeden izleyebildiğimiz için, en azından teğmen rütbesini hak ettiğimizi düşünüyoruz. Fikrimizce herhangi bir çarpışmaya, arkasında “havada asılı şekilde, ucundan alev püskürten bir gitarı çalan kusursuz bir ruh hastası” ile giden ordunun yenilme ihtimali yoktur.