“Kendi kişiliğinin yok edilmesinden mütevellit, bir narsist, ortak bir paydaya sahip olmadığı kişiler ile iletişim kuramaz. Bu sebeple başkalarının kişiliklerini de yok eder. Zelig, bu çift taraflı narsist yıkımın iki yönünü de anlatıyor.”
– Glen O. Gabbard & Krin Gabbard
(Psychiatry & Cinema, 1996)

Dünya üzerinde, yalnızca küçük bir azınlık, başkaları tarafından sevilip, kabul edilmeyi umursamadan yaşayabilir. Elbette, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü takıntı haline getirmek şart değil. Çok daha hafif dozlarda, hepimiz onay görmeye, fark edilmeye ve kendimizi bir grubun parçası hissetmeye meyilliyiz. Yalnızlık, herkesin başa çıkabileceği bir hal değil. Öyle ki, birçok insan parçası oldukları çevreyi değiştiremediğinde uyum sağlamayı tercih ediyor. İnsanı, doğaya karşı galip kılan da bu adaptasyon yeteneğiydi hali hazırda. Yer yüzünde, kutuplardan tutun da, çöllere dek, her coğrafyada var olabilen tek canlı insan. Bir başka deyişle, girdiği kabın şeklini alabilmek insanın süper gücü. Tabii ki bazılarımız bu konuda daha başarılı. Hatta bir adam, bu hususta, hepimize günlük davranışlarımızı düşündürecek kadar usta: Leonard Zelig.
picture-92Woody Allen, kendiyle bütünleşmiş olan türünden asla ayrılmayan bir yönetmen. Tarih, coğrafya, karakterler değişse de merkezdeki absürt baş karakter ve onun aşık olduğu kadın, sabit kalır. Sleeper ile uzak geleceğe, Love And Death ile Çarlık Rusya’sına, Bananas’ta ise hayali bir Latin Amerika ülkesine konuk olduk. Lakin her birinde, yukarıda belirttiğimiz tema hakimdi. Bu elbette ki Woody Allen’ın kendini tekrar ettiği manasına gelmez. Çünkü filmlerinde çok ciddi felsefi ve sosyolojik arka planlara şahit oldu. Hatta, yeri geldiğinde, Woody Allen’ın yarattığı bir karakter, bir psikiyatrik sendromun adını bile değiştirdi. Zelig, işte o karakterin ta kendisi.

Leonard Zelig, küçük yaştan beri, bir psikolojik bozukluktan mustarip. Esasen buna bir yetenek demek daha doğru olabilir. Zelig’in bu -yetenek mi kusur mu buna siz karar verin- farklılığı oldukça basit: O, bir topluma girdiğinde, o güruha ışık hızında uyum sağlıyor. Bahsettiğimiz şey, günlük aktivitelerini, siyasi görüşünü falan değiştirmesi değil. Zelig bir anda hem fiziksel hem ruhsal olarak şekil değiştiriyor. Eğer Zelig’i dört budist rahibinin ortasına koyarsanız, birkaç saniye içinde kıyafetleri mucizevi bir şekilde kırmızı keşiş cüppesine dönüşür. Saçları bir anda yok olur. Dış görünün bir anda, budist rahiplerininkiyle aynı hale gelir. Yalnızca bu da değil, Zelig bir anda Zen felsefesi hakkında konuşmaya, konuya oldukça hakim biri gibi davranmaya başlar. Çünkü bu onun özel yeteneği. Çünkü bu onun laneti.
zeligZelig, fark ettiğiniz üzere, toplumda kabul görmek için insanların kendilerinden ödün vermeleri üzerine kurulu. Filme adını veren karakterimiz, yüksek mübalağa ile, toplumun, insanların sivri yönlerini törpülemeye, herkesi kendi gibi yapmaya olan gayretini öne sürüyor. Zelig’in de anlattığı gibi, bu etrafımızdaki insanların bize zorla yaptırdığı bir davranış da değil. Çoğu zaman, hakkımızdaki popüler fikrin olumlu olmasını hedefleyerek, kendi ellerimizle yapıyoruz bunu. Bu durumun hoş olmadığının farkına varsak da, bu yönümüzü durdurmakta güçlük çekiyor. Zelig de aynı durumda. Çünkü bu doğaüstü uyum sağlama becerisini kontrol edemiyor. Kendiliğinden oluveriyor her şey.

Filmde, Woody Allen’a, uzun yıllar birlikte olduğu Mia Farrow eşlik ediyor. Zelig’in yatırılıp, dünyanın her yerinden psikiyatristlerin ilgisine gark olduğu hastanenin doktorların biri olan Dr. Fletcher’ı canlandırıyor Farrow. Elbette ki, aralarında duygusal bir bağ oluşuyor. Sonuçta, bu bir Woody Allen filmi. Sayısız uzman, sayısız metot deniyor Zelig’in bu sendromunu kavrayabilmek adına. Lakin en ünlü bilim adamları dahi ağızları açık bir şekilde bakmaktan ileri gidemiyor. Film yorucu bir macera sonunda bizi Nazi Almanyasına bile götürüyor.
zelig-1Filmimiz bir mockumentary, yani kurgusal, mizahi bir belgesel olarak çekilmiş. Yapımın tamamı, 1940’ların haber görselleri gibi. Bir anlatıcının rehberliğinde, birçok sahne, Zelih hakkında çekilmiş, akademik kayıtlardan oluşuyormuş gibi görünüyor. Tamamı siyah-beyaz olan filmde, makaraların eskitilmesi için birçok teknik denenmiş. Hatta Woody Allen, bazı karelerin makaradan çıkarıp, üzerindeki tepindiklerini, yer yer bazı karelere sıcak su döktüğünü, elleriyle buruşturduğunu söylüyor. Sonuç ise, oldukça başarılı. Zelig, eğer içindeki ciddiyetsizlik olmasaydı, gerçek olduğuna kolayca inandırabilirdi bazı izleyicileri.
zelig-2Konformizm, Woody Allen sinemasında, hemen her filmde ufak çapta eleştirilen bir husus. Allen, bu iğrenç huyun, belki de yeryüzündeki en ikonik örneğinin kendisinde olduğunu da itiraf ediyor. Lakin Zelig, tamamıyla bu hususa adanmış bir film. Birçok kişinin, hem sinematografi hem de senaryo açısından, gelmiş geçmiş en iyi Woody Allen filmi olarak gördüğü Zelig’i en kısa zamanda izlemenizi öneriyoruz. Diğer bütün Woody Allen filmleri için TINQ’e bekleriz. Hem, TINQ’in on binlerce kullanıcısından oluşan topluma uyum sağlamak için kendinizden ödün vermenize hiç gerek yok. TINQ, film zevkinizin hali hazırda taban tabana uyuşacağı bir sürü insanı bulacaktır sizin için.