Sıkı durun. Eğer daha önce duymadıysanız, inanmakta büyük güçlük çekeceğiniz bir istatistik vereceğiz size. Sinema tarihinin ilk yirmi yılında ortaya konmuş eserlerin neredeyse yüzde doksanı günümüze gelmeyi başaramadı. Yangınlar, teknik arızalar, hırsızlık vakaları ve daha birçok etmen, bu paha biçilemez kültür hazinelerini yok ettiler. Birçoğunun makaralarını bir kenara bırakın, isimleri dahi tarihin tozlu sayfalarına gömüldüler. Bu filmlerin yalnızca küçük bir kısmına dair posterler, hatıralar veyahut kayıtlar mevcut. Bahsettiğimiz yapımların birçoğu kıyıda köşede kalmış, pek bir önem arz etmeyen filmler diye mi düşünüyorsunuz? Ne yazık ki yanılıyorsunuz. Sinema tarihinin “ilkleri” bile mevcut kayıp filmler listesinde.

Elbette bu söz konusu filmlerin her biri, eğer dünya üzerinde hala mevcutsa bir servet değerinde. Koleksiyonerler bu yapımları bir kopyasını getirecek kişilere bol sıfırlı ödüller vaat ediyor. Tahmin edebileceğiniz üzere kendini bu maceraya kaptırmış sayısız sinema arkeoloğu mevcut. Başarısız olduklarını da söyleyemeyiz. Çünkü her geçen gün, bulunması neredeyse imkansız olarak görülen makaralara ulaşılıyor. İnsanlık tarihinin kültürel hazinesinden eksilen her parça kuşkusuz ki ayrı bir trajedi. TINQ, sizin için küçük bir liste hazırladı. Karşınızda sinema tarihinin en önemli kayıp makaraları!

Life Of General Villa (1914)

Eminiz ki, bir diktatörü devirmeye çalışan devrimciler hakkında sayısız film izlemişsinizdir. Hatta, Meksika’nın ulusal kahramanı Pancho Villa’nın Huerta’ya karşı mücadelesini konu alan, birden fazla filme tanık olmuş olmanız da oldukça olası. Peki sizce, o söz konusu yapımlar Pancho Villa’yı ne kadar iyi yansıtıyordu? Çünkü bu hususta, devrimci lideri anlatan ilk filmi geçmek kolay kolay mümkün görünmüyor. Devrimler, oldukça maliyetli mücadelelerdir. Silah, mühimmat, erzak ve daha nice ekipmana ihtiyaç vardır. Ayrıca, propaganda da bütçenizin bir kısmını ayırmanız gereken başlıklar arasında yer alır. Panco Villa bu iki soruna tek bir çözüm bulmayı başarmış görünüyor. Mutual Film Company ile yaptığı anlaşma gereğince, devrim mücadelesi filme alınacak, bütün savaşlar, baskınlar ve kuşatmalar canlı olarak kaydedilecekti! Pancho Villa’nın gerillalarına oldukça büyük bir gelir getiren film, 1914’te tamamlandı. Ne yazık ki, savaş filmleri tarihindeki en “gerçek” yapım olan Life Of General Villa, bilinmeyen sebeplerden ötürü günümüze gelemeyen bir sinema mucizesi.

Saved From The Titanic (1912)

20. Yüzyılın en büyük facialarından biri olan Titanic, James Cameron’a tam 11 Oscar getirdi. Böylesine trajik bir olay, elbette ki milyon dolarlık prodüksiyon maliyetine rağmen, her kuruşu hak edecek bir kurgu ham maddesiydi. Bu sebeple Cameron’dan önce birçok yönetmen, Titanik Faciasını konu alan filmler yaptı. Peki sizce, sinema sektörünün bu ham maddeyi fark etmesi ne kadar sürdü? Yalnızca 1 ay. Evet, yalnızca 30 gün. Titanic Faciası yaşandıktan tam olarak bir gün sonra, prodüksiyon şirketi Eclair “Saved From The Titanic” isimli yapımla birçok sinema salonunu boy gösterdi. Filmin en ilginç yanı ise, baş rolünde kazadan kurtulan bir avuç insandan biri olan Dorothy Gibson’ın ta kendisinin yer almasıydı. Hatta Gibson, okyanusun ortasında donmak üzereyken kurtarıldığı gece giydiği elbisesiyle çıkıyordu izleyicilerin karşısına. “Saved From The Titanic”, aynı zamanda Kinecolor teknolojisinin de ilk örneğiydi. 10 dakikalık sessiz film, toplamda 3 renkli sahne içermekteydi. Eclair Stüdyolarında çıkan bir yangın, bu hem teknik hem de içerik olarak benzersiz sayılabilecek filmin bütün kopyalarını yok etti.

The Fall Of A Nation (1916)

Sinema tarihindeki en tartışmalı yapımların listesini yaparken, her zaman için ilk sıralarda yer alır Birth Of A Nation. Ku Klux Klan isimli, akıl yoksunu ırkçı tarikatın, dünyaya dair en çirkin fikirlerin propagandası için yayın yayımladığı filmin bir devam halkası mevcut. En azından bir zamanlar mevcutmuş. İlk film ile benzer hastalıklı konuları işleyen The Fall of a Nation, tarihteki ilk devam filmi olma özelliğini de taşıyor. The Fall Of A Nation’ın günümüze gelebilmiş herhangi bir kopyası mevcut değil. Lakin, arkasındaki çürümüş zihniyetin birçok kopyası, bugün hala dünyamızı zehirlemekte. Filmin neden kaybolduğuna dair kesin bir bilgi mevcut değil.

Drakula Halala (1921)

Bela Lugosi’yle özdeşleşen, Bram Stoker’ın yarattığı Count Dracula karakterinin beyaz perdedeki ilk macerası, birçok kişi tarafından bilinmemektedir. Macar sinemasının tarihindeki ilk büyük başarı olan Drakula Halala, ne yazık ki kaybolan filmler listemizde. Nosferatu’dan yaklaşık bir yıl önce tamamlanarak, ilk vampir filmi olma şerefine de erişen yapıma dair elimizde neredeyse hiçbir görsel yok. Lakin, sinema tarihindeki ilk telif anlaşmazlığının merkezinde olması, Drakula Halala’nın unutulmamasına ciddi anlamda katkıda bulundu. F.W. Murnau, Nosferatu filminin antagonist olarak esasen Count Dracula’yı planlıyordu. Lakin Macar sinemacılar, ondan önce davranıp almışlardı Bram Stoker’ın ölümsüz karakterinin telif haklarını. Bu sebepten dolayı, Murnau hiç istemese de karakterin adını Count Orlok olarak değiştirmek zorunda kaldı.

The Mountain Eagle (1927)

Eğer sinefil arkadaşlarınızdan biri size “Alfred Hitchcock’ın bütün filmlerini izledim.” derse, kendisine oldukça zekice bir cevap verebilirsiniz. Çünkü iddia ettiği argüman, ne yazık ki mümkün değil. Efsanevi yönetmenin ikinci uzun metraj yapımı olan The Mountain Eagle’ın bilinen hiçbir kopyası yok. Her ne kadar, koleksiyonerler bu parçanın başına ödül koymuş olsalar da, bulunmasını hiç istemeyen bir isim de mevcut: Hitchcock’ın kendisi. Filmi bayağı ve rezalet bir yapım olarak tanımlıyor. Öyle ki, birden fazla kez dile getirdiği üzere, filmin kayıp olmasından oldukça memnun kendisi. The Mountain Eagle da başına ne geldiğini bilmediğimiz filmlerden. Belki de Hitchcock’ın parmağı vardır bu yok oluşta, ne dersiniz?

The Way Of All Flesh (1927)

Listemizdeki bütün filmler dahilinde, ortadan nasıl kaybolduğuna akıl sır erdiremeyeceğiniz yapımların başında The Way of All Flesh geliyor. Gone With The Wind ve Wizard of Oz gibi, sinema tarihinin en büyük yapımlarının yönetmeni Victor Fleming’in filmin baş rolünde Alman sinemasının önemli ismi Emil Jannings bulunuyor. Filmi bu denli önemli yapan da kendisinin ortaya koyduğu performans. Jannings, The Way of All Fresh’teki rolüyle, 1927 yılında En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar Ödülünü kucaklıyor. Bu da filmi, Oscar’a layık görülen tek kayıp film yapmakta. Filmin yalnızca stüdyo ve sinema kopyaları değil, Akademi Jürisine sunulan makaraları dahi kayıp. Talihsizlik hususunda eşi benzeri görülmemiş bir seviyede Emil Jannings. Lakin iyi tarafından bakarsak, belki de ödülü hak etmediği iddia edilemeyecek tek performans kendisinin. Çünkü yaşayan hiç kimse bu filmi görmedi.

The Patriot (1928)

The Way of All Flesh, Oscar ödülüne uzanan tek kayıp film olabilir. Lakin aday gösterilme başarısında yalnız değil. The Patriot, tam beş ayrı dalda bu başarıya nail oldu. Hem de Büyük Beşli olarak anılan, En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu dallarında. Lakin, The Patriot’ın ödüle olan yolculuğu umutsuz bir akındı. Çünkü 1928 yılında Akademi Jürisinin beğenisine sunulan bütün yapımlar dahilindeki tek sessiz filmdi The Patriot. Teknolojik olarak bu kadar ciddi bir dezavantaja rağmen, bu dalların tamamında aday gösterildiğini düşünürsek, filmin ne denli muazzam bir sanat eseri olduğuna olan merakımız daha da kabarıyor. The Patriot’ı bu kadar önemli yapan da adaylıkları. Çünkü film, Oscar Adaylığına layık görülen son sessiz film.

Listemizde yer alan filmler için umudunuzu kesmeyin. Birçok yapım, geçtiğimiz yıllarda, neredeyse hiç umut kalmamışken su yüzüne çıkmayı başardı. Bu konuda ciddi bir uğraş veren sayısız “film arkeoloğu” bulunmakta. Bakarsınız, bir gün yalnızca biri değil, listemizin tamamını hiç beklemediğimiz yerlerde bulabiliriz.