Walt Disney Marvel ile, Warner Bros. ise DC işbirliğinde deyim yerindeyse para basıyorlar. Kendi sinematik evrenlerini kuran ve her yıl en az iki yeni halkayla gişede vurgun yapan stüdyolar, birçok büyük oyuncuyu pazarın dışına itti. Universal Studios da, eski günlerine dönmeye çalışan bu şirketlerden. Eski günler demişken, 1930’lardan bir fikirle geliyor: The Dark Universe.

Çizgi roman dünyasının devleri Marvel ve DC, yarattıkları sinematik evrenleriyle “film serisi” konseptini büyük ölçüde değiştirdiler. Bir hikayenin ardışık filmlerle ilerlemesi artık pek de çekici gelmiyor kitlelere. Birçok karakterin, merkezinde tek başına oldukları filmleri ile farklı yönlere ilerleyen kurgular, oyunun yeni kuralı. Elbette ki, göreceli olarak daha uzun aralıklarla, aynı evreni paylaşan bu paralel yapımların karakterlerin, ortak bir yapımda da buluşuyorlar. Marvel için Avengers bu ortak payda iken, DC ise Justice League için hazırlık yapıyor. Disney, Marvel sayesinde kasasını tıka basa doldurdu. Warner Bros her ne kadar eleştirilen odağında olsa da, maddi açıdan pek de şikayetçi değil. Bu yeni oyun, Warner Bros ve Disney haricindeki devasa prodüksiyon şirketlerinin de iştahını kabartıyor. Lakin piyasa, Marvel ve DC ile rekabet edebilecek üçüncü bir çizgi roman evreni bulunmuyor. Bu sebepten ötürü, Universal Studios, “sinematik evren” furyasına dahil olmak için farklı bir adım attı: The Dark Universe.

1930’ların Bela Lugosi’li Boris Karloff’lu, Lon Chaney’li yaratık filmleri, Universal Studios’u dünyanın en büyük yapım şirketi haline getirmişti. Dracula‘dan Frankenstein‘ın yaratığına, Kurt Adam‘dan Mumya’ya, “Penny dreadful” olarak tabir edilen, kült korku edebiyatının bütün figürleri kendilerine yer buldular Universal Studios dahilinde. Defalarca yeniden çevrilen, sayısız farklı zaman dilimi, mekan ve film türünde varyasyonları beyaz perdeye aktarılan bu yaratıklar, özlerine dönüyorlar. Hem de yaratıcıları olan Universal Studios bünyesinde, bir sinematik evren oluşturmak adına. Evet, ilk bakışta oldukça mantıklı bir adım gibi görünüyor. Lakin arka plan, o kadar da iç açıcı değil.

Eleştirmenler, projenin neredeyse bütün ticari parametreler dahilinde başarısız olacağına kesin gözüyle bakıyor. Çünkü hedef kitle analizi, sinematik evrenlerin bir numaralı takipçisi olan genç neslin, Universal yaratıklarına ilgi duymayacağı yönünde. Negatif parametreler bununla da bitmiyor. Şu anlık evrene dahil ol oyuncuların tamamı, popülerliklerini yitirmiş, son yıllarda başarısız yapımlarla gündeme gelen isimler. Elbette ki buradaki en büyük örnek Tom Cruise. Scientology ile olan ilişkisi sebebiyle bir tür mizah öğesine dönüşen Cruise, artık bir sinema yıldızı değil. Hiçbir projede, kendisine ödenilen bol sıfırlı çeklerin karşılığını verebilecek miktarda hayran çekmiyor salonlara.

Tom Cruise’un başrolünü üstlendiği The Mummy, serinin ilk halkası olacak. Bizlerle 9 Haziranda buluşacak yapımın, başarılı olma ihtimalini oldukça düşük görüyoruz. Ön prodüksiyonu bir hayli geciken Invisible Man ise 2018’e yetişmeyecek gibi. Her yıl bir film ile ilerleyecek serinin gelecek yapımları ise Van Helsing, Wolfman ve Bride of Frankenstein. Şu an projelerin yönetmenleri ya da oyuncuları hakkında bir bilgi mevcut değil.