Uzlaşı bir ütopyadır. Kulağa güzel gelir, lakin imkansızdır. İki insanın, bir ortak paydada buluşması, hayatta kalma iç güdüsüne aykırıdır. Aynı türün iki canlısı arasında bile kurulması imkansız olan bu köprü, gerektiğinde farklıların olası en uzak eksenini bile birleştirebilir. O gereklilik ise, yalnızca tekil bir kurumun haiz olduğu bir yetenektir: Ölüm. Yalnızca ölüm fikri, bütün canlılığın işbirliği ile sonuçlanabilir. İki düşmanın bile. Hatta, av ve avcının bile.
Carn, kar fırtınasının ortasında kaybolmuş bir çocuğun hikayesi. Ölüm etrafında gezinmekteyken, beklenmedik bir teklifle karşılaşır. Bildiği bütün hikayelerin baş kötülerinden biri dikilir önünde: Bir kurt. Lakin kurt, şiddet için orada değildir. Çünkü ikisi, ilahi ortak paydada buluşmuştur. Ölüm, ikisi için de gelmektedir. Kurt, bir teklif yapar ve Carn’ın grotesk masalına giriş yaparız.

Gerilim hissiyatı, birçok enstrümana ihtiyaç duyan bir sinema oyunudur. Öncelikle kusursuz bir kurgu, sizi bir an olsun yalnız bırakmamalı. Sonrasında ise, yolculuk ettiğiniz finali tahmin edememelisiniz. Üçüncü ve son olarak, empati kurmaya itilmelisiniz. Bu üç element gerçekleşmediği takdirde, gerçek bir gerilimle karşı karşıya kalamayız. Carn, üçte üç yapıyor ve yalnızca 5 dakikalık birlikteliğimizi, bir bıçak kadar keskin bir finalle bitiriyor.

Jeff Le Bars, 2012 yılında Emile Ecole Cohl Sanat Okulu için bir bitirme projesi olarak sunmuş Carn’ı. Film, sonrasın da birkaç festivalde gösterilmiş, iki kez de ödüllendirilmiş olmasına rağmen, hak ettiği takdirden oldukça uzakta. Umarız bu durum Le Bars’ın motivasyonunu etkilemez ve biz de hemen her sene bu dahiyane kurgularıyla buluşuruz.