Split, kuşkusuz ki bu yılın ilk gişe canavarı oldu. Vizyona girdiği tarih olan 20 Ocak’tan beri zirveyi kimseye kaptırmayan yapım, M. Night Shyamalan’ın da uzun yıllar sonra ilk başarılı filmi. Split, son sahnesinde bizlere bir devam filminin geleceğini müjdelemişti, lakin bu kadar erken beklemiyorduk.

Night Shyamalan, “plot twist” yani izleyiciyi ters köşeye yatıran kurgularla özdeşleşmiş bir isim. The Sixth Sense ile dünya çapında üne kavuşan isim, psikolojik gerilim filmlerinde ortaya oldukça başarılı işler çıkarıyor. Lakin şunu da söyleyebiliriz ki, ne zaman bu türün dışına çıksa, bir faciayla karşılaşıyoruz. Uzun yıllardır yeterince ağır eleştiriye tanık oldu Shyamalan. Bu sebeple şu an geçmişi aralamayı erteleyip, anın tadını çıkartalım. Çünkü bu yıl, Split ile yalnızca filmde değil, gişede bir plot twist’e imza attı! Yalnızca 9 Milyon Dolar’a mal ettiği film, tamı tamına 150 Milyon’luk bir geri dönüşe imza attı!

M. Night Shyamalan, Split’te oldukça cani bir amaç gütmüş: James McAvoy’u parçalamak. Filmin başrolündeki McAvoy’a verilen görev, Kevin isimli bir psikopatı canlandırmak. Lakin Kevin, oldukça büyük bir paket olarak geliyor. Kendisi, bilinen 23 ayrı kişiliğe bölünmüş bir çoklu şizofreni hastası. Evet, James McAvoy film boyunca, bu 23 karakteri de canlandırıyor. Bütün bu karakterlerin, filmin sonunda “The Beast” adı verilen, bütün şahsiyetlerin tek vücutta buluşacağı haline evrimini izliyoruz. Düğüm ise Kevin’ın, üç genç kızı kaçırmasıyla atılıyor. Cinsiyet, yaş veyahut ırk gibi sınırlamalar olmadan, 23 bambaşka karaktere dönüşen Kevin’ın bu performansını, söz konusu üç genç kızın gözlerinden seyretmekteyiz.

Filmin en büyük sürprizi ise, M. Night Shyamalan’ın bir başka başarılı yapımı olan Unbreakable ile aynı evrende geçiyor olmasıydı. Split vizyona girmeden önce, bu bilgi sızdırılmış olsa kimse bu kadar net bir bağlantı beklemiyordu. Bir devam filmiyle iki evrenin birleştirileceğine neredeyse eminiz. Lakin merak edilen, Unbrekable’ın orijinal kadrosunun dönüp dönmeyeceği. Bruce Willis, kariyerindeki en büyük maddi kazancı yine bir Shyamalan filmi olan The Sixth Sense ile yakalamıştı. Bu sebeple, geri dönerek yönetmenle arasındaki gönül borcunu ödeyebilir.

Sosyal medyayı etkin olarak kullanan Shyamalan, hali hazırda 11 sayfalık bir sinopsisin hazır olduğunu duyurdu. Gelecek sene, Split’in devam filmini izleme ihtimalimiz oldukça yüksek görünüyor.

Shyamalan’ın kariyerini kurtardı!
Split, yalnızca gişe başarısından ibaret değil. Deyim yerindeyse dibe batmış bir kariyerin de kurtarıcısı oldu.
M. Night Shyamalan, hayatlarımıza The Sixth Sense ile girmişti. Kendisi, ilk büyük yapımı ile takdirimizi topladığı gibi, sonraki projeleri için de merakımızı gark etmişti. Sonrasında, The Village, Signs ve Unbreakable geldi. Her biri, ait oldukları türlerin klasikleşmiş sınırlarını genişleten, başarılı yapımlardı. Bu süreçte, plot twist ekseninde ilerleyen kurgular da kendisiyle bir hayli özdeşleşti. Keşke kendisi, o gün, o dakika emekli olsaydı. Dört filmlik bir set halinde, her zaman için iyi hatıralar ile aklımızda yer edecek bir isim olarak kalabilirdi.

Lady In The Water ile başlayan ikinci M. Night Shyamalan dönemi ise tek kelimeyle facia. The Happening gibi, konusun ne olduğunu hala öğrenemediğimiz bir filmle çıktı karşımıza. O dakikaya kadar hala kabul edilebilir hatalar yapmaktaydı. Çöküş, son jenerasyonun animasyon efsanesi The Last Airbender‘ı beyaz perdeye uyarlama fikriyle başladı. Büyük bütçeli yapımlar arasında, 2000’li yılların en kötü filmi bile diyebiliriz The Last Airbender’a. Peki facia burada bitti mi? Elbette hayır. Will Smith‘in, dahi (!) oğlu ile birlikte rol aldığı After Earth geldi. Bu zincirleme kazalar sonrasında, eğer Split de başarısız bir film olsaydı, M. Night Shyamalan ismi tarihin tozlu sayfalarına karışabilirdi.