TINQ, yeryüzündeki en büyük endüstrinin çarklarını aramaya davet ediyor sizleri. Bu hafta boyunca, “ürün yerleştirme” uygulamalarının tarihine, başlangıcından günümüze dek bir yolculuk yapacağız. Sayısız durağımızda, sizlere oyunun kurallarını değiştiren filmleri takdim ediyoruz!

Bu makale, TINQ yazı dizileri kapsamında bir serinin üçüncü parçasıdırİlk kısmı okumak için lütfen tıklayınız.

Dördüncü duvarı yıkan ürünler
The Garage’dan bu yana geçen 97 yılda, ürün yerleştirme uygulamaları artık birer zanaat haline geldi. Yapımcıların rehberliğinde, senaristler olabilecek en ince işçilik ile yerleştiriyorlar ürünleri. Çünkü, fazlasıyla göze batan örneklerin, olumsuz geri dönüşler yarattığı artık bilinen bir gerçek. Bu sebeple karakterlerin, reklamları yapılan ürünü, birincil ağızdan övmesi, terk edilen bir metot haline geldi. Lakin, herkesin bildiği bir gerçeği neden hafifletesiniz ki? Hem, yeterince dürüst olursanız, izleyicinin sempatisini bile kazanabilirsiniz? En azından Mike Myers bunu başardı.

Satuday Night Live dahilindeki favori skeçlerden birinin kahramanı olan Wayne, Mike Myers’ın bizlere sunduğu sayısız karakterden biri. Popüler skecin, beyaz perdeye uyarlanacağı duyurulduğunda, heyecanlı bir bekleyiş başladı. Elbette ki bu durum da, ürün yerleştirmek için doğru filmleri arayın firmaların iştahını kabarttı. Mike Myers, yapımcılar tarafından senaryoya eklemesi istenen ürünler konusunda bilgilendirildiğinde, aklına muazzam bir fikir geldi. Hem Wayne karakterinin samimiyeti zarar görmeyecek, hem olası en mizahi şekilde yapılacaktı ürün yerleştirme.

Wayne’s World’ün ilk yarısının sonlarına geldiğinizde, Wayne dördüncü duvarda bir çatlak açıyor. Söz konusu çatlaktan sinema izleyicilerine ise başta Doritos ve Pizza Hut olmak üzere ürünler sızıyor. Mike Myers, filmin orta yerinde seyirciyle konuşmaya başlayıp, anlaşma dahilinde ürünler hakkında övgü dolu sözler söylüyor. Hatta bunu yapmak için ne kadar para aldığını da dile getiriyor. İzleyiciler kahkahalara boğulurken, söz konusu ürünler hafızalara, eğlenceli birer anıyla beraber kazınıyorlar. Herkes kazanıyor, daha da önemlisi Wayne karakteri hayranlarının gözünde değer kaybetmemiş oluyor.

Bir aktöre ürün yerleştirmek

Filminizi tanıtırken, hangi metoda başvurursanız başvurun, büyük bir ismi kadroda bulundurmak kadar ciddi bir etki yakalayamazsınız. İşin tatsız tarafı, bu parametreyi güçlendiren psikolojik verilen, muazzam oyunculukları işaret etmiyor. Elbette ki bir aktörün tanınmasındaki en büyük etmen olsa da, ün kavramı yalnızca sahne yeteneği ile bağlantılı değil. Birçok oyuncu, mesleki yetenekleri oldukça kısıtlı bulunan isimler. Hiç kimse Jim Carrey vari bir elastiklik beklemese de, hemen her karakteri aynı oyunculukla canlandırdığı için eleştirilen aktör ve aktrisler mevcut. Hem de en ünlü simalar arasında.

Bu ithamdan bahsettiğimizde, ilk aklımıza gelecek aktörlerden biri, kuşkusuz ki Tom Cruise. Karizmatik, ciddiyetsiz ve asi. Kendisi, oldukça farklı karakterlerde de nadiren görüldü, hakkını yemeyelim. Lakin Tom Cruise’un kariyerini başlatan film Top Gun, ünlü aktörün üzerine Maverick karakterini adeta yapıştırdı. Herkes, söz konusu karakterin davranışlarına yakın bütün rolleri kendisine teklif etmeye başladı. Böylesine ciddi imkanları geri çevirmediği için ona kızamayız. Velhasıl, yapım şirketleri “Maverick” karakterini, paket olarak istiyordu, hem de her şeyiyle. Yalnızca davranışları, jest ve mimikleri değil, güneş gözlüklerini bile talep ediyorlardı!

Tom Cruise, Top Gun sonrasında Ray-Ban marka güneş gözlükleriyle deyim yerindeyse özdeşleşti. Kariyerinin devamında sırasıyla Cocktail, Rain Man, Mission: Impossible ve Jerry Maguire gibi birbirinden taban taban farklı filmlerde oynasa da, karakter temelinde sabit kaldı. Elbette ki güneş gözlükleri de. Ray-Ban, yukarıda adı geçen yapımların tamamında, bambaşka firmalarla sponsorluk anlaşmaları yapıyordu. Çünkü Tom Cruise ve Ray-Ban, artık ayrılmaz bir ikili haline gelmişti. Deyim yerindeyse, söz konusu ürün olan güneş gözlükleri, bir filme değil, Tom Cruise’un kariyerinin tamamına yerleştirildi!


İyisi-kötüsü olmaz!

Ürün yerleştirme denilince aklınıza yalnızca arka planda görülen logolar veyahut senaryoya eklenmiş övgüler mi geliyor? Bu oldukça doğal, sonuçta hiç kimse bu iki olasılığı da içermeyen bir kampanyaya neden para harcasın ki? Gidip de, ürününüz hakkında ciddi anlamda çirkin ithamlarda bulunulması için para verecek değilsiniz. Veyahut beyzbol sopalarıyla parçalanışlarını izlemek için. Yine de, şu ünlü deyiş, reklamın iyisi kötüsü olmaz demiyor muydu? Reklamcılık sektörünün sinemadaki en büyük hamlesi olan ürün yerleştirme için de geçerli olma ihtimali nedir bunun?

Bu ithamdan bahsettiğimizde, ilk aklımıza gelecek aktörlerden biri, kuşkusuz ki Tom Cruise. Karizmatik, ciddiyetsiz ve asi. Kendisi, oldukça farklı karakterlerde de nadiren görüldü, hakkını yemeyelim. Lakin Tom Cruise’un kariyerini başlatan film Top Gun, ünlü aktörün üzerine Maverick karakterini adeta yapıştırdı. Herkes, söz konusu karakterin davranışlarına yakın bütün rolleri kendisine teklif etmeye başladı. Böylesine ciddi imkanları geri çevirmediği için ona kızamayız. Velhasıl, yapım şirketleri “Maverick” karakterini, paket olarak istiyordu, hem de her şeyiyle. Yalnızca davranışları, jest ve mimikleri değil, güneş gözlüklerini bile talep ediyorlardı!

Fight Club gibi bir film çekiliyor ve metnin merkezinde kapitalizmin çarkına çomak sokmak isteyen bir fikir var. Filmimizin baş karakterleri, tüketim çılgınlığına olan tepkilerini yansıtmak amacıyla, birkaç ürüne saldıracaklar. Hem fiziksel olarak, hem de satirle. Eğer bu eleştiriyi yapacaklarsa, büyük ihtimalle sektörün en büyük isimlerine saldırmak isteyeceklerdir. İşte başta BMW ve Ikea olmak üzere, Fight Club’ta ürün yerleştirmesinde bulunmuş firmalar da bunu öngördü. Tyler Durden, hangi markaya saldırırsa, izleyicinin aklında, her ne kadar yerden yere vurulsa da, sektörün en önde geleni olduğu yönünde bir hüküm belirecekti. Elbette ki film bittikten sonra, “Tüketmiyorum artık!” diye hayatlarını değiştirmek isteyenler olsa da, birçok kişi sakinleştikten sonra rutinlerine geri döndü. Lakin Tyler Durden’ın hangi markayı tehlikeli gördüğünü unutmadılar. Negatif ürün yerleştirme kavramı, muazzam bir zekanın ürünü olarak, literatürdeki yerini almış oldu.

Makalenin devamı için, yarın görüşmek üzere!