The Dark Tower yılın hayal kırıklığı olma konusunda an itibariyle başı çekiyor. Lakin umutlarınızı yetirmeyin, çünkü Silahşör’ün beyaz perde macerası her ne kadar felaketle sonuçlansa da, ekranlarda bir şansı olabilir. Muazzam bir kadroya sahip olmasına rağmen hüsranla sonuçlanan projede suç, büyük ölçüde yönetmen Arcel’in gibi görünüyor. Ron Howard, deneyimiyle bu açığı kapatabilir.

Evet, yenilgiyi kabullenmek zor. Lakin ne yazık ki The Dark Tower dair savunulacak herhangi bir yan yok. Eğer hala filmi izlemediyseniz size müjdeleyebileceğimiz pek az güzel detay var.  Beautiful Mind başta olmak üzere birçok klasikleşmiş yapımın yönetmenliğini üstlenen Ron Howard‘ın The Dark Tower için bir televizyon dizisi projesi hazırladığı haberi de bunlardan biri. Eğer stüdyolar anlaşır ve Stephen King külliyatına bırakılan bu kara lekeyi hızlıca geride bırakabilirsek, oldukça büyük bütçeli bir televizyon serisi ile karşılaşabiliriz.

Ron Howard’ın The Dark Tower’a olan ilgisi bilinmedik bir durum değil. Hatta 2000’lerin başında Stephen King ile el sıkıştığı dahi duyurulmuştu efsanevi eseri beyaz perdeye taşımak için. Lakin bu onur Nikolaj Arcel’e layık oldu. Arcel deyim yerindeyse bu şansı olası en kötü şekilde kullanarak, karşımıza bir felaket çıkardı. Film projesi duyurulmadan aylar önce Ron Howard’ın bir diziyle karşımıza çıkacağını duyurmuştuk sizlere. Uzun süre boyunca haber alamayınca, söz konusu fikrin iptal ettiği yargısına vardığımızı tahmin edebilirsiniz. Lakin Ron Howard ve ekibi, son sürat devam ediyorlar dizi için ön çalışmalara.

Söz konusu dizinin, The Dark Tower serisinin dördüncü kitabı olan The Wizard And The Glass‘ı konu alması bekleniyor. Hikayenin, ilk kitabın kronolojik olarak yıllarca öncesinde ilerleyen hikayede, Idris Elba ve Matthew McConaughey’nin gençliklerini canlandıracak aktörler aranıyor.

Stephen King‘in bibliyografyasına şöyle bir göz gezdirip, hangi eserin listenin ilk sırasında olması gerektiğine dair bir fikir yürütmek imkansıza yakın. İşte bu sebeple sinema dünyası da Carrie‘nin beyaz perdeye uyarlandığı 1976 yılından bu yana King’in eserlerini konu alan bir esersiz tek sene dahi geçirmedi. Lakin, bu denli verimli bir kaynağın, birçok eleştirmence en önemli parçası olarak görülen The Dark Tower, toplamda 8 kitaplık bir seri olmasına rağmen uzun yıllar boyunca bir filme kavuşamamıştı. Sonunda cesur insanlar ellerini taşın altına koydular ve yalnızca birkaç ay sonra efsanevi kitabın yolu sinemayla kesişecek.

The Dark Tower, baştan aşağı imgeler ve yanılsamalar üzerine inşa edilmiş, popüler edebiyatın belki de en kompleks kurgusunu bizlere sunuyor. Baş karakterimiz Ronald Deschain, bizim dünyamızın bir paraleli olan “Mid-World” isimli gerçeklikte, tek cümleyle anlatabilen misyonu için yollara düşen bir silahşor. Bu misyon ise, seriye adını veren kuleye ulaşabilmek. Şehirler, kasabalar ve çölleri ardında bir ceset yığını bırakarak geçiyor kuleye ulaşmak adına. Lakin onunla aynı amacı güden biri daha var: Man In Black. Aklınızda herhangi bir şey canlanmadı değil mi? Bırakın öyle kalsın. Çünkü The Dark Tower sizi boş bir zihinle karşılamasını isteyeceğiniz türden bir hikaye.

Neredeyse bir yıl önce duyurulduğundan bu yana, heyecanımızı kamçılayan başlıca sebep baş rollerdeki isimlerdi. Ronald Deschain, nam-ı diğer The Gunslinger’ı Idris Alba canlandıracak. The Wire ile hayatlarımıza giren Alba, an itibariyle Ada Sinemasının favori jönlerinden bir tanesi. Kendisi ile karşılıklı rollerde hünerlerini sergileyecek isim ise, True Detective ve Dallas Buyers Club ile tasvir yeteneğimizin ötesinde övgülere layık olan Matthew McConaughey. Man In Black için belki de olası en etkileyici seçim diyebiliriz. Herhangi bir yapımda başı çekecek aktörler için böyle bir ikiliyle anlaşmak başlı başına bir rüya. İşte bu sebeple, elimizde neredeyse hiçbir görsel olmadığı halde aylardır The Dark Tower için yanıp tutuşuyoruz.
The Dark Tower’ın beyaz perdeye taşınacağı haberi bizlere esasen ilk olarak 2007 yılında ulaşmıştı. Proje ilk duyurulduğunda, yönetmen koltuğunda oturan isim J.J. Abrams‘tı. Popüler televizyon dizisi Lost’un yaratıcısı, neredeyse iki sene süren oldukça zorlu bir maratonun sonunda pes ettiğini açıkladı. Takvimler 2010’u gösterirken The Dark Tower için elini taşın altına bu defa da Ron Howard koydu. A Beautiful Mind ile Oscar’a da uzanmış olan deneyimli yönetmen, favori iş arkadaşı Russell Crowe‘u da başrol için gözüne kestirmişti. Lakin planlar bir kez daha tutmadı ve proje rafa kaldırıldı.
Sinema endüstrisinin bizzat içinde olmayan hiçbir el, sektöre Stephen King kadar büyük bir katkı yapmamıştır herhalde. Korku edebiyatının dünya çapında en çok tanınan ismi olan King, The Dark Tower ile beraber 231. kez kendi kaleminden çıkan bir eseri beyaz perdede izleyecek. Bu sayı öyle bir rekor ki, herhangi bir ismin bırakın geçmeyi, meydan okuması bile olası görünmüyor. Korku türünün dışına çıktığında da muazzam işler yaratabildiğini The Green Mile ve The Shawshank Redemption ile herkese kabul ettiren Stephen King’in, kimilerince başyapıtı olarak adlandırılan eseriyle karşı karşıyayız.

The Dark Tower, 11 Ağustos‘ta sinema severler ile buluşacak. O güne dek, güncel gelişmelerden haberdar olmak ve fikirlerinizi paylaşmak adına 50.000 kişilik TINQ ailesine katılın!