İnsanlığın ortaya çıkardığı en acımasız, en şeytani icatlardan biri olan pazartesi, yine geldi çattı. Zaman-mekan göreceliliği dahilinde, her dakikanın en az bin saniyeden oluştuğu bir gün pazartesi. Lakin devam etmek zorundayız. Hayatımızdaki ne ilk, ne de son pazartesiyle yüzleşiyoruz. Bugüne dek başardık, bugün de başaracağız. Tökezleyebiliriz, titreyebiliriz, belki birazdan tuvalette küçük bir ağlama seansı bile yaşayabiliriz, sinir krizleri de görülebilir, pasif-agresif saldırganlık da… Lakin elinde sonunda, gün batacak ve bu elim gün, bu bütün kötülüklerin anası, bu umudun ve mutluluğun düşmanı gün yenik düşecek ve salının anlamsız sıradanlığına yelken açacağız

Bir sinefil için, pazartesi sendromundan kaçmanın yegane yolu, bütün eve gidip izleyebileceği filmleri hayal etmektir. Özellikle ocak ayında olduğumuzu düşünürseniz, battaniyenin altına koşup, bu bedbaht yirmi dört saati finale erdirmek adına ekranlarınıza kilitlenebilirsiniz. Size küçük bir önerimiz de var. Eğer bizim gibi, haftada en az bir kez sinemaya giden güruhtansanız, bu ritüelinizi pazartesi gününe alın. Bu şekilde, mesai veyahut ders saatleri boyunca, akşam için heyecanlanabilirsiniz. TINQ ekibi, pazartesi sendromunu bu şekilde yeniyor. Gerçi, bambaşka zevklere sahip insanların, hangi filme gidileceği konusunda bir konsensusa ulaşma mücadelesi, pazartesi gününün stresini unutturduğundan da olabilir bu!

İşte sizi kendinize getirecek 5 motivasyon konuşması:

Andy Dufresne / The Shawshank Redemption (1994)

Andy: Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur. Bunu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz?
Red: Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
Andy: En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
Red: Unutmak mı?
Andy: Dünyada taştan ibaret olmayan ve kimsenin sizden alamayacağı başka yerlerin de olduğunu. Bir şeyler var. İçinde. Alamayacakları ve dokunamayacakları bir şeyler. Onlar sana aittir.
Red: Sen neyden bahsediyorsun?
Andy: Umut.

Rocky Balboa / Rocky Balboa (2006)

Buna inanmayacaksın, ama bir zamanlar avucuma sığardın. Seni büyürken izlemek muhteşemdi, her gün sanki bir ayrıcalıktı. Sonra kendi ayakların üzerinde durup hayata atılma vaktin geldi. Yaptın da. Ama bu esnada bir şekilde değiştin. Kendin olmaktan vazgeçtin. İnsanlara, seni parmakla gösterip iyi olmadığını söylemelerine izin veriyorsun. İşler zorlaşınca da suçlayacak bir şeyler aramaya başlıyorsun. Koca bir gölge gibi… Zaten bildiğin bir şey söyleyeyim sana: Dünya sandığın gibi güllük gülistanlık değil. Çok acımasız ve pis bir yer. Ne kadar güçlü olursan ol, izin verdiğin sürece seni ayakları altına alıp orada tutacaktır. Sen, ben ya da bir başkası, kimse hayat kadar sert vuramaz. Ama önemli olan ne kadar sert vurduğu değil, aldığın ağır darbelere rağmen yoluna devam edebilmendir. Ancak böyle kazanabilirsin! Neye layık olduğunu biliyorsan, git ve onu elde et. Sen bundan daha iyisin! Ama kendine inanmadığın sürece kendine ait bir hayatın olamaz!”

 John Keating / Dead Poets Society (1989)

“Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağandışı yapın!”

Tony D’Amato / Any Given Sunday (1999)

“Beyler, bir yol ayrımındayız. Bunu sizin için ben yapamam. Ben çok yaşlıyım. Bu genç yüzleri gördüğümde orta yaşlarında bir erkeğin yapabileceği tüm hataları yaptığımı düşünüyorum. Tüm paramı savurdum. Beni seven herkesi uzaklaştırdım. Aynada gördüğüm surata bile dayanamıyorum. Yaşlandığınızda sizden bir şeyler alınır. Bu hayatın bir parçası. Birş eyler kaybetmeye başladığınızda öğrenirsiniz. Hayatın santimlerden ibaret bir oyun olduğunu anlarsınız. Futbol da öyle. Maçta, hayatta ve futbolda hata payı o kadar düşük ki; erken ya da geç atılan bir adım, sizi hedefinizden uzaklaştırır. Yarım saniye yavaş ya da hızlı kalırsanız yakalayamazsınız. Her yerde santimler önemlidir. Maçın her molasında, dakikasında ve saniyesinde. Bu takımda o saniyeler için savaşırız. Bu takımda biz ve etrafımızdaki herkes o santim için savaşır. O santim için tırnaklarımızla boğuşuruz. Çünkü biliriz ki o santimler birbirlerine eklendiklerinde kaybetmek ile kazanmak arasındaki farkı belirleyecektir. Ölmek ile yaşamak arasındaki farkı! Şunu bilin: Her oyunda ölmeye hazır olanlar o santimi kazanacaktır. Bundan sonra bir hayatım olacaksa eğer yaşamamın nedeni, o santim için savaşmaya ve ölmeye hazır olmamdır. Çünkü yaşamak budur işte…” 

Samwise Gamgee / The Return Of The King (2003)

Sam: Aynı cenk hikayelerindeki gibi Bay Frodo, yani ciddi hikayeler gibi. Tehlike ve karanlık içinde olanlardan, bazen kendi sonunu bile bilmek istemezsin ya hani. Nasıl iyi olacak diye inanamazsın. Bu kadar kötülük olduktan sonra dünyan nasıl eski haline dönecek ama sonuç olarak bu geçici bir şey. Bu gölge, yani karanlık bile bitmeli. Yeni bir gün doğacak, güneş çıktığında daha da parlak olacak. Bunlar hiç unutamadığımız anlamlı şeyler. Bunları anlamayacak kadar küçük olduğumuzda bile ama Bay Frodo ben anlıyorum artık, biliyorum. O hikayelerdeki insanların da dönme şanları vardı ama dönmediler işte. Tutundukları bir şey olduğu için daima yollarına devam ettiler.

Frodo: Peki biz neye tutunuyoruz Sam ?

Sam: Dünyada hala iyilik olduğuna Bay Frodo, bu uğurda savaşılacağına.

 Bonus: Eğer hiçbiri işe yaramadıysa ve bünyeniz hala sefil bir ruh halinde kalmaya inat ediyorsa, aşağıda paylaştığımız repliği aynada kendinize söyleyin. İşe yarayacaktır.