Dönem veyahut tür fark etmeksizin, her filme kendisiyle özdeşleşen aksiyon baharatlarını katan Guy Ritchie, King Arthur destanını beyaz perdeye uyarladı. Oldukça zor bir süreçten sonra, merakla beklenen King Arthur: Legend Of The Sword bizlerle Mayıs ayında buluşacak. Karşımızda ise heyecan dozu yüksek bir fragman var.

Kral Arthur Efsanesinin Warner Bros.‘un yapımcılığında, uzun bir seri olarak yeniden beyaz perdeye taşınacağı iddiası, neredeyse 10 yıl eskiye gidiyor. Projenin başına Guy Ritchie‘nin getirildiği haberini ise 2014’te almıştık. Filmin çekimleri başlayalı ise iki yıla yakın bir süre oluyor. Lakin sonunda, bütün bu bekleyişin bitmesine oldukça kısa bir süre kaldı. Sayısız aksilik, beklenmeyen ertelemeler, kötü yönetilen bir tanıtım kampanyası gibi dertler, umarız ki Guy Ritchie’nin ortaya çıkardığı işi etkilememiştir.

King Arthur: Legend Of The Sword, birçoğunuzun tahmin edebileceği üzere, bir serinin ilk halkası olarak hazırlanıyor. Arthur’un Excalibur‘u taştan çekip, kral olmak için vereceği mücadeleyi izlediğimiz ilk film sonrasında, altı yapımla noktalanacak serinin kalanını, her iki yılda bir izleyeceğiz. Guy Ritchie, altı filmin tamamının senaryosunun hazır olduğunu, yapımların bütçelerinin de gözle görülür şekilde artacağını açıkladı. Elbette ki bütün bu gelecek planları, ilk filmin başarısı üzerine kurulu olacak. Eğer, süper kahraman filmlerinin hegemonyası, klasikleşmiş fantastik kurguları kendisiyle özdeşleşen aksiyon anlayışıyla birleştirerek yıkabilirse, belki de bir devrin kapanışına tanıklık edebiliriz.
Dünyanın belkide en yaygın bilinen mitolojik karakteri Arthur’u Charlie Hunham canlandıracak. Guy Ritchie için çalışmak adına, motosikletinden inip at sırtına çıkan Hunham, Sons of Anarchy serisi ile tanıdığımız bir isim. Filmin kötü adamı ise, Guy Ritchie ile halihazırda Sherlock Holmes serisinde çalışmakta olan Jude Law’a emanet edilmiş. Sir Bedivere rolünde Djimon Hounsou, Arthur’un kraliçesi olacak Guinevere rolünde ise Àstrid Bergès-Frisbey karşımıza çıkacak. Arthur babası Uther Pendragon’a hayat vermesi için tanınmış isim Eric Bana davet edildi. Filmin bir diğer tanıdık ismi ise, Game Of Thrones izleyicilerinin Petyr Baelish rolüyle iyi anlamda “nefretini” kazanan Aiden Gillan. Asıl bombayı ise sona sakladık. Oldukça küçük bir rolde olmasına karşın, İngiliz futbol tarihinin en popüler ismi David Beckham‘ı da beyaz perdede izleyeceğiz!

Kendisiyle özdeşleşen, İngiliz suç sahnesinin işlendiği, aksiyon dozu yüksek hikayelerden vazgeçmiş gibi görünüyor Guy Ritchie. Yine kendine ait bir kısa filmden uyarladığı Lock, Stock & Two Smokin Barrels ile belirlediği tarzı, dünya çapında üne kavuşmasına sebep olan Snatch ile devam etmişti. Tek bir finalde kesişen, çoklu hikaye anlatıcılığı RocknRolla‘da da devam eden Ritchie, Sir Arthur Conan Doyle‘ın yarattığı, dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Holmes‘ü kamerasının merkezine aldığında bizleri şaşırttı. Elbette ki, arada yüzyıllık bir zaman dilimi olsa da, farklı bir sahnede yine de Guy Ritchie’nin imzasını izliyorduk. Ritchie’nin hikaye anlatıcılığının, tür veyahut dönem dinlemediğine olan inancımız, soğuk savaş casusluk filmi Men From U.N.C.L.E. ile perçinlendi. Bütün bunlara bakacak olursak, Kral Arthur efsanesini, bir İngiliz pub’ında çift basamaklı sayılarda biralar içmiş birinin ağzından dinleyeceğiz diyebiliriz. Aksiyon dolu yüksek, klasik edebiyattan olabildiğince uzak bir varyasyon bizleri bekliyor.
Guy Ritchie’nin filmi şu ana dek üç defa ertelendi. Orijinal takvime göre, geçtiğimiz yılın Temmuz ayında bizlerle buluşması gereken yapım, kendisine bir türlü doğru vizyon tarihini bulamadı. Tanıtım sürecindeki aksaklıklar sebebiyle, yaz sezonunu kaçıran film, Aralık 2016’ya kaydırıldı. Farklı sebepler sunulsa da, başta Rogue One olmak üzere, oldukça büyük projelerle gişe yarışına girmekten çekinen King Arthur: Legend Of The Sword, daha izleyicilerle buluşmadan eskidi diyebiliriz. Birçok sinema mecrası, özellikle serbest internet kullanıcılarından oluşan platformlar, filme dair heyecanlarını yitmiş görünüyorlar. Sinemada ticari başarı, çok etmenli bir oyundur ve King Arthur: Legend Of The Sword, hali hazırda post-prodüksiyon hamlelerinde sınıfta kaldı diyebiliriz. Lakin bu husus, filmin kalitesine bir zarar vermeyeceği için, biz izleyicilerin gönülleri rahat olsun.

Kral Arthur, Ada mitolojisinin, kuşkusuz ki en önemli figürü. Bugün Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyet’ini oluşturan kavimlerin sözlü ve yazılı edebiyatlarında, farklı form ve isimlerde bulunan bir ortak kültür mirası. Elbette ki, tarih sayfalarındaki hemen her girdiyi materyal olarak kullanan yedinci sanat, bu denli köklü bir destana kayıtsız kalamazdı. Kral Arthur, Excalibur, Merlin, Camelot ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri, beyaz perdeye sayısız defa yansıtıldı. Hatta yakın zamanda, televizyonlarımıza da başta Camelot ve Merlin dizileri olmak üzere, birçok ziyarette bulundular. John Boorman‘ın 1981 tarihli, kelimelerin tasvir etmekte güçlük çekeceği şaheseri Excalibur haricinde, ne yazık ki kalburüstü bir örnekle dahi karşılaşmadık. Destanı konu alan son büyük bütçeli prodüksiyon olan, başrolü Clive Owen‘ın üstlendiği yıldızlar karması King Arthur, gerçekçi yaklaşımıyla yalnızca hikayenin doğaüstü elementlerini değil, sinema sihrini de ekarte etmişti. Bu sebeple ağızda yavan bir tat bırakan yapım, Arthur’un sinemanın bol sıfırlı projelerinin merceğinden bir süreliğine uzaklaşmasına sebep oldu.

Guy Ritchie’nin mitolojik figürler ile İngiliz işi sokak aksiyonunu birleştirdiği King Arthur: Legend Of The Sword, bizlerle 12 Mayıs‘ta buluşacak.