Film festivallerinde, sınırlı sayıda yapıma zaman ayırabilecek birçok izleyici büyük bir hataya düşmekten çekinmez. Listede gözlerini gezdirirken, akıllarında yer etmiş, ciddi birer kitlesi olan yönetmenleri ararlar. Elbette ki bunun bedeli oldukça ağırdır. Sayısız muazzam yapım, sırf aşina olmadığınız isimler tarafından yaratıldığı için ellerinizin arasından kayıp gidebilir. Yıllar sonra, sinemanın en büyük isimleri arasına girecek yetenekleri keşfetmekten mahrum kalabilirsiniz. Öğüdümüzü verdiğimize, sizi kuvvetle uyardığımıza göre, Filmekimi’nin bu seneki ağır toplarına bir göz atalım.

1- Geu-Mul / Ağ- Kim Ki-dukthe_net_04Geu-mul, alışık olduğumuz Kim Ki-duk filmlerinden değil. Elbette, daha önce de kendisinin filmlerinde siyasi içeriklere tanık olduk. Lakin bu sefer, tamamıyla politik bir yapım ile karşımızda. Bir talihsizlik sonucu, kendisini Güney Kore karasularında bulan, Kuzey Koreli bir denizcinin hikayesini anlatıyor Geu-Mul. Bir süre sonra ülkesine dönmeyi başarsa da, her iki taraf da onun ajan olduğunu düşünmektedir. Yeryüzündeki belki de en somut ayrım çizgisi olan Kore sınırında, ideolojik çatışmaları başarıyla işleyen film ile karşı karşıyayız.

2- On The Milky Road / Aşk ve Savaş – Emir Kusturicaon-the-milky-road-still-2-marcel-hartmann-e1469806646152Emir Kusturica neredeyse dokuz yıldır karşımıza bir uzun metrajla çıkmamıştı. Film, aynı karakterin hayatından, birbirleriyle taban tabana zıt üç kısmı ele alıyor. Filme dair en ilgi çekici bilgi ise Cannes Film Festivaline kabul edilmemiş olması. Kusturica bunun tamamıyla siyasi sebepler olduğunu ileri sürüyor. Kendisini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e destek veriyor olmasının, jürinin reddinin ardındaki neden olduğundan oldukça emin.

3- I, Daniel Blake / Ben, Daniel Blake – Ken Loach
i-daniel-blakeKen Loach, hiçbir zaman kolay yolu seçmedi ve seçmeyeceğine de eminiz. Gerçekçilik, sanata sizin getirdiğiniz yorumunun baş köşesindeyse, filmlerinizin neredeyse tamamını politik bakış açıları üzerine kurmak büyük bir cesaret ister. Ken Loach, Altın Palmiye’ye layık görülen bu muazzam filmde, bizi iyi kalpli bir adamın, çürümüş bürokrasiyle olan savaşına konuk ediyor. Siyasi çirkinliğe karşı ayakta durmaya çalışırken, nefretin onu ele geçirmesine izin vermemek, Daniel Blake’in yolculuğundaki en önemli sınav.

4- Julieta / Julieta – Pedro Almodovar
julieta-pedro-almodovar-peliculaJulieta, bütün planları hazır, sevdiği adamla bambaşka bir hayat kurmak için gün sayan bir kadındır. Beklenmedik bir karşılaşma sayesinde, yıllardır haber almadığı kızının oldukça zor bir durumda olduğunu öğrenir. Bütün yaşamını, kurguladığı mükemmel geleceği, kızının yardımına koşabilmek için bir kenara bırakır. Film, oldukça farklı karakterlere sahip bir anne-kız üzerinden, kadınların iç dünyasını muazzam bir renk cümbüşüyle gözler önüne sürüyor.

5- Paterson / Paterson – Jim Jarmusch
paterson_5594759Edebiyat, Jim Jarmusch’un sinemasının vazgeçilmez bir parçası. Hemen her yapımında, birçok klasiğe göndermeler yapan yönetmen, bu sefer hikayesinin merkezine bir şairi almış. Yaşadığı şehir olan Paterson’la aynı ismi taşıyan, şehir içi hatların birinde otobüs şoförlüğü yapan bir şairi. Kendisi için herhangi bir günü bir diğerinin aynısı olan rutinine sıkı sıkıya bağlı biri diyebiliriz. Filmimiz ise, bu rutinler devir daimini tepetaklak edecek küçük bir “talihsizlik” ile düğümleniyor.