Avrupa sinemasının, en prestijli festivalleri arasında ilk sıralarda yer alan Berlin Uluslararası Film Festivali, 67. kez sinema severlerle buluşacak. Takvimler 9 Şubat‘ı gösterdiğinde, toplamda 73 ülkeden 454 filmin gösterileceği bir sinema şöleni bizler bekliyor olacak. Bu 10 günlük serüvenin sonunda, elbette ki herkesin merakla beklediği, bu yıl 11 filmin büyük ödül için koşacağı yarışma bölümüne geçilecek. Berlin flamalarında dalgalanan şehrin sembolünden esinlenmiş, Altın ve Gümüş Ayı Ödüllerinin hangi filmlere ve kimlere layık görüleceğini merakla bekliyoruz.

Bu yıl, Berlin Ulusulararası Festivali’nde açılışı yapma onuru ise Django‘ya verildi. Fransız yönetmen Etienne Comar’ın ilk filmi olması, Django’nun bu husustaki prestijini de oldukça yükseltiyor.

Altın ve Gümüş Ayı Ödüllerinin sahiplerini belirleyecek olan jürinin başkanlığına, yakından tanıdığımız bir isim seçildi: Robocop, Starship Troopers ve Total Recall gibi, kült bilim kurgu filmlerin Hollandalı yönetmeni Paul Verhoeven.

Karşınızda, bu yıl Berlina Uluslararası Film Festivali’nde Altın ve Gümüş Ayı Ödüller için karşılaşacak filmlere ilk bakış. Bu yapımların neredeyse tamamı, ilk gösterimlerini Berlin’de yapacaklar. Birer kapalı kutu olan, dünyanın dört bir ucundan gelen yapımlar hakkında bilinen her şeyi, diğer herkesten önce, siz TINQ okuyucularına sunuyoruz.

Ana, mon amour / Ana, My Love
Romanya

Rumen yönetmen Cãlin Peter Netzer, tam bir ödül avcısı. Berlinale 2013’te Pozitia Copilulu (Child’s Pose) isimli filmiyle Altın Ayı’yı evine götüren Netzer, rafına ikinci parçaya eklemek için geliyor.  Mircea Postelnicu ve Diana Cavallioti, iki edebiyat öğrencisi olan Ana ve Toma’yı canlandırıyorlar. Aralarında, başlayan tutkulu aşk hikayesi, Ana’nın iniş çıkışlı akli dengesi sebebiyle gölgelenir. Toma, sevdiği kadın için her şeye göz almaya hazırdır. Buna Ana’nın tahammül edilemez davranışları da dahil olmak üzere. Film, çizgisel bir anlatımdan uzakta, toplumun “normal” kelimesinin laneti altında sıkışıp kalmış haline de ışık tutuyor.

The Party
Birleşik Krallık

Farklı ve ilginç karakterler bir kutlama veyahut toplantı amacıyla aynı odada toplanırlar. Sonrasında bir cinayet işlenir. Bu oldukça tanıdık gelen bir formül olmalı sizin için. Başta Agatha Christie olmak üzere, gizem romanlarının hemen her kalemi, bu kanlı toplantı mekaniğini kullanmıştır. Lakin Sally Potter’ın Berlinale yarışına katılacak yapımı, beklediğiniz film değil. En azından öyle olmayacağını iddia ediyor.  Cillian Murphy gibi muazzam bir yeteneği de kadrosunda bulunduran film, Sally Potter’ın kara mizah anlayışını yansıtabilirse, ortaya bi hayli keyifli bir yapım çıkmış olabilir. Oscar Adaylığı bulunan ünlü oyuncu Patricia Clarkson da filmin alışılmadık karakterlerinden birini canlandıracak.

 

Toivon Tuolla Puloen / On The Other Side Of Hope
Finlandiya

Fin Sinemasının en büyük isimlerinden biri Aki Kaurismaki. Şu ana dek başta Cannes ve Berlinale olmak üzere sayısız festivalden, düzinelerce ödül taşıdı evine. Bu yıl karşımıza çıkardığı filmi de ödülün ciddi adaylarından biri. Avrupa’da toplumcu sinema neredeyse tamamıyla sığınmacılar üzerine yoğunlaştı. Karşılaştığımız filmlerin yarısından fazlası bu trajik hikayeleri alıyor merkezine. Toivon Tuolla Puloen bunlardan biri. Lakin farklı bir açıyla ele alıyor konuyu. Ön yargılar ile başlayan bir tartışma, zamanla merkezinde müziğin de olduğu, alışılmaz bir dostluğa dönüşüyor. Sherwan Haji ve Sakari Kuosmanen, bambaşka kültürlerin birbirlerini anlama yolculuğunu bizlere müthiş bir uyum içerisinde sunuyor.

Colo
Portekiz

Teresa Villaverde, ülkemiz sinefillerinin hatırlayacağı bir isim. Transe adlı filmi ile 2009 Ankara Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nden ödülle dönen yönetmen, bu yıl karşımıza Colo ile çıkıyor. Film, Villaverde’nin kendi tanımıyla Avrupa toplumunun, içsel bir izolasyona doğru olan sürüklenişini konu alıyor. Colo, serim-düğüm-çözüm formülünden uzak durmaya gayet ediyor. Anlatılan çekirdek hikayenin, macera veyahut olay değil bir durum olduğu da belirtiliyor. Bu sebeple bir finali, veyahut ön anlatımı olmayan form dışı yapımlar arasında yerini alıyor Colo. Villaverde, kadrolu oyuncularından Beatriz Batarda ile bir kere daha buluşuyor.

Una mujer fantástica / A Fantastic Woman
Şili

Berlin’de yarışmak adına, okyanusu geçip gelen Şili yapımı A Fantastic Woman, Sebastian Lelio’nun son filmi. Leilo, 2013 yılında ortaya koyduğu Gloria isimli yapımla, uluslararası bir üne kavuştu. Gloria ile 2013’te Berlin’de boy gösterdi ve iki ödülle döndü. Lelio, bizi bir kere daha bir kadının portresiyle karşılıyor. Bu sefer objektifinin merkezinde Daniela Vega’nın canlandırdığı Marina buluyor. Marina, gündüzleri bir garson olarak çalışsa da, geceleri kendini müziğin ritmine bırakır. Şarkı söylemenin en büyük tutkusu olan Marina, eski sevgilisinin beklenemedik ölümüyle tepetaklak olan hayatını tekrar düzene sokmaya çalışıyor.

Félicité
Senegal, Fransa, Belçika

Félicité, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa geçen, ağır bir dram filmi. Félicité, 16 yaşında bir oğlu olan, hayatın yükünü çekmekte büyük zorluklar çeken bir şarkıcıdır. Oğlu, geçirdiği bir kaza sonucunda, bir bacağını kaybetmekle burun buruna gelir. Oğlunun ampute kalmasını istemeyen Félicité, çok kısa süre içinde, oldukça yüklü bir miktar parayı bulmak zorunda kalır. Aujourd’hui isimli filmiyle, 2012 yılında birçok festivali fetheden Alain Gomis, dört yıllık bir aradan sonra tekrar izleyicilerle buluşuyor. Filmin bütün oyuncuları, hayatlarında ilk kez kamera karşısına geçen, oyunculuk deneyimi veyahut eğitimi olmayan isimler. Bu yönüyle ilgili bakışları üzerine çekiyor Félicité.

A Teströl és a Lélekröl / On Body And Soul

Macaristan

Ildiko Enyedi, bize bu yıl Berlinale dahilinde izleyeceğimiz en farklı filmi sunuyor. Morcsányi Géza ve Alexandra Borbély, uzun zamandır rüyalarında birbirlerini görmektedir. Daha spesifik olmak gerekirse, rüyalarında, aynı hayal dünyasında buluşup, vakit geçirmektedir. Aklınıza hemen romantik bir sahne geliyor değil mi? Lakin ya bu bir tercih değilse? İstekleri dışında bu hayal dünyasında buluşuyorlarsa ve birbirlerinden pek de hoşlanmıyorlarsa? TINQ olarak, bu yılki şahsi favorimiz açıkçası On Body And Soul. Macar sinemasının uzun yıllardır çıkardığı en kendine özgü yapımla karşımızda Ildiko Enyedi, kendisine Altın Ayı’ya giden yolda başarılar diliyoruz.

Django
Fransa

Django Reinhardt, hakkında sayısız film yapılabilecek kadar ilginç bir karakter. Çingene caz olarak isimlendirdiği müziğiyle, gelmiş geçmiş en iyi gitaristler arasına adını yazdıran bir deha. Lakin özel hayatı, alışkanlıkları ve asi kişiliği, onu sanatının da ötesinde bir karakter haline getiriyor. Hakkında birçok biyografik filmin hali hazırda çekilmiş olması, rekabetin hiç de yumuşak geçmeyeceğini haber veriyor olmalı. Bu yıl Berlinale açılışını yapma onuruna layık görülen Django, Ettienne Comar’nın ilk filmi. Cesar ödüllü oyuncu Reda Kateb, ünlü müzisyeni canlandırıyor.

The Dinner
ABD

Hollandalı yazar Herman Koch’un 2009 yılında, toplamda 24 ayrı ülkede best-seller olan kitabı Het Diner, sinemada kısa sürede oldukça popüler bir materyal haline geldi. Hali hazırda, kitap piyasaya çıkalı yalnızca 8 yıl olmasına rağmen, üçüncü defa beyaz perdeye uyarlanıyor. İtalyanca ve Flemenkçe adaptasyonlarından sonra, bu sefer de Birleşik Devletler’den bir film karşımızda. Stan Lohman isimli karakterimiz, eşi, başbakanlığa oynayan politikacı kardeşi ile bir restoranda buluşur. Lohman çiftinin çocukları, yakın zamanda vahşi bir suç işlemiştir lakin kimlikleri henüz ortaya çıkmamıştır. Ailelerin bu konuda ne yapılacağına karar vermesi gerekir. Oven Moverman’ın yönettiği filmin kadrosunda, Richard Gere, Chloe Sevigny ve Rebecca Hall gibi oldukça tanınmış isimler var.

Beuys
Almanya

Andres Veiel, Avrupa sinemasının önde gelen belgeselcileri arasında. Biyografik yapımlarında, canlandırma ve gerçek arasında kurduğu muazzam korelasyon, onun ödül rafını çoktan doldurdu. Veiel, 2011 yılında çektiği, Wer Wenn Nicht Wir ile biyografik filmlerde, gerçek ve canlandırmayı muazzam bir korelasyon dahilinde yanıstabilidği bizlere göstermişti. Bu yıl Altın Ayı’ya bir belgesel ile uzanmaya çalışacak. Modern sanatın atar damarı olan Alman sahnesi, tarihindeki birçok sima ile özdeşleşmiş halde. Sanata yön veren bu isimlerin başında da Joseph Beuys geliyor. Disiplinler-arası bir sanat kuramı olan Fluxus’un öncü isimlerinden Joseph Beuys, Veiel’in belgesel/biyografi karması yapımının merkezinde.