Harold Bloom, 1973 yılında yazdığı “Etkilenme Endişesi” isimli kült kitabında Freud’un “baba katli” teorisini edebiyat alanına uyarlar. Bloom basitçe her şairin büyüyebilmek için babasını yok saymak ve zaman içinde öldürmek zorunda olduğunu ileri sürer. Söz gelimi Dostoyevkski, Gogol’a; Gogol, Puşkin’e “sembolik” bir isyan geliştirerek kendini var etmiştir. Bilindiği üzere, Türkiye toplumunun batılılaşması süreci; bir bakıma sembolik anlamda klasik doğulu babanın yok edilip yerine çağdaş batılı bir babanın tahkim edilmesini kapsamaktadır. Fakat bu sembolik yer değiştirme -bu yazının konusu olmayan birçok farklı sebepten- tramvatik bir ruh hali yaratmıştır. Onur Ünlü’nün şiirlerinden sinema filmlerine bu tramva rahatlıkla sezilir haldedir. Zira Ünlü’nün -özellikle şiirlerinde- karşısında öldürecek bir baba bulamayan öfkeli çocuğun şakayla karışık sitemi, üslubunun temel karakteristiğini oluşturur.

Bu bağlamda Ünlü’nün şiirleri ve filmleri salt “metin” olarak düşünülürse denilebilir ki “Karıcığım Bana Eroin Koya” adlı şiirinde geçen müstehzi “Rabbim kız okula geliyor, Yaşasın Cumhuriyet” dizesiyle Güneşin Oğlu filminde seküler bir akademisyen olarak çizilen Alper’in (Haluk Bilginer) eşine dayak attıktan sonra telefonundan 10. Yıl Marşı’nın yükselmesi aynı şakayla karışık öfkenin yansımasıdır. Şu noktada kendimize Onur Ünlü metinlerinin, geçtiğimiz yıllarda giderek artan bir eğriyle nasıl kendine sadık bir okur/seyirci kitlesi yaratmayı başardığı sorusunu sorarsak; onun zihninin, kök saldığı sosyolojik tabiat hakkında fikir de yürütebilir hale geliriz.

Türkiye, dünya sisteminde merkeze yerleşmek isteyen -“muhasır medeniyet seviyesi” hedefi hatırlanmalı- bir taşra ülkesidir.  Yüzünü batıya dönmüştür ama inkar edilemez biçimde doğuludur da… Bu politik gerçekliğin vurgulanması Ünlü’nün fragmanlarla dolu, arabesk-entelektüel metinlerinin doğasını -ve onların neden tuttuğunu- anlamak için önemlidir. (Bu konu hakkında Oğuz Atay’ın taşrayı duygusallıkla, merkezi mantıkla eş tuttuğunu ve Türkiye’nin ruhundan bahsedilecekse onun taşra tabiatına sahip olduğuna inandığının altını çizmek yararlı olabilir.) Onur Ünlü, geri kalmış coğrafyamıza has kültürel iklimin, İslami reaksiyonlar gösteren veçhesi içine doğmuş bir entelektüeldir.  Bir taşra ilinde -İzmit- doğan Ünlü, yine bir taşra üniversitesinde -Anadolu Üniversitesi- eğitimini tamamlandıktan sonra Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmıştır. Ürettiği metinlerden sanatçının, Ferdi Tayfur’a da Shakespeare’e da, Ece Ayhan’a da Cahit Zarifoğlu’na da, Coen Kardeşlere de Takeshi Kitano’ya da hakim olduğu anlaşılır. Lakin bu hakimiyetin gerçekleştiği düzlem, bir üçüncü dünya ülkesi aydınının parçalı zihnidir. Basitçe, dünyanın taşrasındaki bir ülkenin taşrasında doğan Ünlü, bu taşranın nevi şahsına münhasır komplekslerinin ve travmalarının bir sonucudur denebilir.

Bu sebepten ötürüdür ki Onur Ünlü, Sen Aydınlatırsın Geceyi‘de Latin Amerika’da doğmuş büyülü gerçekçilik akımını devşirmiş ama karakterlerini Ege ağzıyla konuşturmuştur. Aynı filmde Shakespeare’in sonesi alelade bir köylü tarafından okunurken başka bir sahnede Hicr Suresi’ne gönderme yapılmıştır. Adını, Müslüm Gürses’in popüler arabesk parçasından alan İtirazım Var filminde; baş roldeki imam Selman Bulut, Ünlü’nün “Vincit Omnia Veritas” (Latince aslı “veritas omnia vincit”tir, “gerçek her şeyi yener” anlamındadır) şiirinde onurlandırdığı sahabelerden Selman-ı Farisi’ye bir göndermedir. Farisi, kimi zekice fikirleri hasebiyle klasik anlatıda övülegelmiş bir şahsiyettir. Fakat ilginç olan husus Ünlü’nün onu, Ece Ayhan poetikasından feyz alındığı aşikar; adı, bozulmuş Latince atasözünden oluşan şiirinde, bir dizeyle (“bir yanımda kardeşim bir yanımda Selman adlı bir bulut radiyallahüanh”) anmasıdır. İtirazım Var filminin sinematografisi üzerine tek bir kelime etmeden yalnızca bu bilgilerden hareketle Ünlü’nün zihninde arabesk kültür dairesinin, İslami anlatının, İkinci Yeni şiirinin ve batı kültürünün melezlendiğini basitçe gözlemleyebiliriz. Elbette bu melezlenişte farklı medyalardan sayısız iletinin alımlandığı post-modern zamanın parçalayıcı ve yeniden birleştirici etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. 

İşte Onur Ünlü’nün kendine has çekirdek bir okur/izleyici yaratmasının temel sebebi, okur/izleyicisinin de doğu-batı arasında kalmış, taşrada olduğu halde merkezin fikirlerini öğrenmiş; tam olarak ne taşrada taşralı, ne merkezde merkezli olamayan kimselerin sayısının çokluğuyla doğru orantılıdır. Bu durum iki taşralı entelektüelin -tıpkı Sen Aydınlatırsın Geceyi’de tartışıldığı üzere- Orhan GencebayFerdi Tayfur müziğinin artıları eksileri üzerine konuşurken Gencebay’ın Led Zeppelin‘i etkilediğinden ya da bestelerindeki blues gamlarının varlığından dem vurabilmesi şeklinde özetlenebilir.

Onur Ünlü’nün ürettiği metinler, Türkiye modernleşmesine verilmeye çalışılan şakayla karışık tepkinin ve 80 sonrası memlekete sirayet etmeye başlayan çok merkezli, çok anlamlı post-modern düşüncenin bir bileşimidir. Söz gelimi yönetmen Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi‘nde seküler bir burjuva ailesinin ontolojik çelişkilerini göstermeye çalışır. Lakin bu eleştiri, ideolojik bir sığlıkla yapılmaya çalışıldığından derinlikli bir tutum sergilenemez. Başta bahseldiği üzere Ünlü bu filmde, -açık şekilde görüleceği üzere- modernizme, üvey babasına istihza yoluyla saldıran bir çocuğun pasif-agresif öfkesiyle barındırır. Tamamen metafor düzeyinde ve spakülatif olarak; Onur Ünlü’nün gelenekcçi hassasiyetlerini göz önünde bulundurursak; modernist babanın, Ünlü’nün öz babasını öldürdüğünü ama kendisine babalık da yapmadığını düşünebiliriz. Nurdan Gürbilek-vari bir iddiayla devam edilirse Ünlü’nün fragmanlarla dolu zihninin varoluşundaki bir sebep de modernist babanın geleneği yok edip yerine daha güçlü bir şey koyamayaşından kaynaklı bir atasızlık krizi olabilir mi? Yani Harold Bloom’un teorisinde belirtildiği üzere, Ünlü’nün önce yadsıyacağı sonra öldüreceği Shakespeare-yen bir baba olmadığından ötürü, çok fazla kaynaktan etkilenmiş, bunu kendine has bir şekilde sentezlemiş olabilir mi? Ve daha önemli bir nokta olarak, Ünlü’nün İranlı bir sahabenin ismini andığı şiirinin adını Latince koyması, aynı sahabenin ismini verdiği İtirazım Var’daki imamın, antropoloji lisansına sahip olup ( Selman Bulut, aynı zamanda bağlama çalabilen eski bir boksördür) babasızlığın entelektüel düzeyde bir kibirle tahkim edilmesi değil midir?

Onur Ünlü, kazanını kaynatan bir cadı gibi ortaya çıkarıyor eserlerini. Bir tutam Ferdi Tayfur hasreti, bir avuç Shakespeare soneleri, biraz doğunun küllerinden ve biraz da batının kemiklerini karıştırıyor. Ortaya çıkan iksir, iki dünyanın şairi Onur Ünlü’yü, Türk Sinema Tarihinin en orijinal isimleri arasına kazıyor.