Malum, Altın Sezon’dayız. Dünyanın en prestiji ödüller için adaylıklar bir bir açıklanıyor. Birleşik Devletler, Akademi Ödülleri ve Altın Küre heyecanıyla kasıp kavrulurken, Ada Sineması da yaklaşan BAFTA ödüllerinin stresini yaşıyor. Bir ay gibi kısa bir süre kaldı, British Academy Film Awards yani BAFTA’nın 70. kez sahiplerini bulmasına. Ana dalların adaylıklarının açıklanmasına hala dört gün var, lakin merakla beklenen kategorilerden biri, geleneksel olduğu üzere, yarışacak isimleri önceden duyurdu: BAFTA Rising Star.

İlk kez,  2006 yılında dağıtılan prestijli ödül, Mary Selway‘in anısını yaşatma gayesini taşıyor. Mary Selway, bir cast direktörüydü. Filmlerin senaryolarını ilk o okur, hemen her rol için biçilmiş kaftanları aramaya çıkardı. Kariyerinde, Steven Spielberg, Roman Polanski, Clint Eastwood ve Ridley Scott gibi isimlerle defalarca çalıştı. Bugün beyaz perdenin yıldızları olarak nitelendirilen birçok isim, onun keşfiyle şöhretler dünyasına adım attı. Onun sinema dünyasına yaptığı katkıyı daha güzel anlatabilecek bir ödül düşünülemezdi. Çünkü, yaş kriteri gözetmeksizin, o yıl sinema dünyanına yeni kazandırılmış, henüz çıkış yapabilmiş yeteneklere dağıtılan bir heykelcik Rising Star. İlk kez düzenlendiği 2006 yılında, James McAvoy‘un yükselişini müjdelemişti. Geri kalan süreçte, Eva Green ve Tom Hardy başta olmak üzere birçok ismin de kariyerlerinin hızlı tırmanışını öngördü.

BAFTA Rising Star Ödülü şu ana dek 11 defa dağıtıldı. Her yıl belirlenen beş aday arasında, jürinin seçtiği bir ismin parlak geleceği onurlandırılıyor. Aktör ve aktrislerin aynı kategori dahilinde yarıştığı nadir ödüllerden bir tanesi BAFTA Rising Star. Birçok sinemacının da dile getirdiği üzere, esasen adaylığın en azından ödülü kazanmak kadar değerli olduğu yadsınamaz bir gerçek. Diğer dört adayın önüne geçemediği halde, onlardan kat ve kat daha başarılı olmuş isimlere tanık olduk, BAFTA Rising Star’ın geçmişinde.

Eddie Redmayne, 2012 yılında ödülü parmak uçlarından kaçıran bir isimdi. Thor filmlerinin, hayranlarca yere göğe sığdırılamayan ikilisi Chris Hemsworth ve Tom Hiddleston da Redmayne’in yarıştığı isimler arasındaydı. Lakin BAFTA jürisi, Adam Deacon‘ın bu üç isimden daha parlak bir geleceği olduğu kanısına vardı. Yalnızca iki yıl sonra, Eddie Redmayne, The Theory of Everything‘teki rolü sayesinde En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar, Altın Küre ve BAFTA Ödülünü aynı yıl kazanma başarısı gösterdi. Bu sırada Adam Deacon’ın kariyeri ise hem özel hem de profesyonel hayatındaki seri başarısızlıklar sebebiyle dibe vurmuştu. Yani kısacası, bazen adına “hayat” dediğimiz öngörülemez parametreler bütünü bahisleri değiştirebiliyor.

Karşınızda, bu yılın Rising Star adayları;

Anya Taylor-Joy

Bu yıl 21 yaşına basacak olan aktris, korku ve gerilim türlerinde muazzam performanslar ortaya koyuyor. Mimik ve jestlerini kullanışını, o denli huzursuz edici portreler çizebiliyor ki, kendisinin yarattığı tedirginlik hissiyatı bütün bir yapımı taşıyabilecek nitelikte. Geçtiğimiz yıl, Robert Eggers’ın tartışmalı filmi The VVitch, Anya Taylor-Joy’un başarıya atlama tahtası dolduğu. Thomasin rolü ile, filmin bitişinde hemen herkesi arama motorlarına sürükledi. Split ve Morgan isimli iki gerilim yapımında daha rol alan genç isim, 2016’nın hayal kırıklıkları arasında gösterilen Barack Obama biyografisi Barry’de de baş rollerdeydi. Kendisini bu yıl, Thoroughbred ve Marrowbone adlı yapımlarda, yine ve yeniden gerilimin merkezine yerleştirilmiş rollerde izleyeceğiz.

Laia Costa

Laia Costa’nın kariyeri, doğduğu ülke olan İspanya’nın yerel birkaç televizyon dizisi ve filminde ufak rollerden ileri geçmiyordu. Lakin, 2015 yılının en büyük sürprizleri arasında yer alan Sebastian Schipper imzalı Victoria, onun bütün hayatını değiştirdi. Schipper, Victoria rolü için Laia Costa’ya güvenerek oynadığı kumarı, kucak dolusu ödülle döndüğü festivallerde kazandı. Sinema kariyerinde, üst lige tırmanması için 30 yaşında dek beklemesi gereken Laia Costa, uzun bir süre isminden bahsettirecek gibi. İspanyol televizyonlarının reyting canavarlarında baş rollerde izliyoruz artık kendisini. Şu anlık uluslar arası arenada bir projesi görünmüyor kendisinin, lakin İspanya’nın ülkesel çaptaki en ünlü simalarından biri haline geldi güzel yetenek.

Lucas Hedges

Manchester By The Sea, kuşkusuz ki yılın en iyi birkaç filminden biri. Hatta birçok eleştirmen size en iyi olduğunu da iddia edecektir. Lucas Hedges, bu yıl spot ışıklarını üzerine Kenneth Lonergan’ın bu filmiyle çekti. Kendisine ayrılan rol küçük ve sahne süresi de kısıtlıydı. Lakin ortaya tatmin edici bir performans koydu. Geçmişinde ise Wes Anderson yapımlarına ufak katılımlar dışında pek dişe dokunur bir girdi yok. Geçtiğimiz yıl, yıldızlar topluluğu diyebileceğimiz kadar büyük bir kadroya sahip olan dizi, The Slap’te de ön plandaki rollerden birini kapmıştı. Lakin The Slap, kelimenin tam anlamıyla başarısız oldu. Dürüst olmak gerekirse, 20 yaşında olduğunu düşünürsek, Lucas Hedges henüz ortaya üzerine konuşulabilecek bir performans çıkarmadı.

Ruth Negga

Şahsi favorimiz. Etiyopya kökenli İrlandalı oyuncu, eğer ödüle uzanırsa, BAFTA Rising Star kazanmış en yaşlı isim olacak. Elbette 34 yaşında olması, performansının kat ve kat üstünlüğünün sebeplerinden biri. Kendisi her ne kadar 2004 yılından beri oyunculukla uğraşıyor olsa da, bizim onu tanımamız Misfits’teki 6 bölümlük macerası oldu. Sonrasında kendisine birçok rol teklifi gelmeye başladı. Marvel’ın popüler dizisi Agents Of S.H.I.E.L.D. onu popülerliğe taşıyan projeydi. Geçtiğimiz yılı ise, üç ayrı kulvardı, üç muazzam performansla tamamladı. Bu yılın en iyi dizileri arasında gösterebileceğimiz Preacher’da bizi kendisine aşık etti. Sonrasın Warcraft’ın beyaz perde uyarlamasında Preacher’daki rol arkadaşıyla tekrar bir araya geldiler. Lakin kendisinin dram oyunculuğunun da tatmin edici olduğunu Loving’e kadar bilmiyorduk. İyi şanslar Ruth Negga!

Tom Holland

The Impossible, büyük ihtimalle gözden kaçırdığınız bir film. Bilim kurgu türünün, 2012 yılında ortaya konulan muazzam örneklerinden birisi oysa ki. Tom Holland, The Impossible’daki rolüyle, küçük festivallerden olsa da 9 ayrı ödülü topladı. Sinema kariyerine hızlı bir başlangıç yapmış oldu. In The Heart Of The Sea ve Locke adlı yapımlarda, oldukça büyük isimlerle birebir çalışarak deneyim kazandı. Lakin onu dünyaca ünlü bir isim yapan rol, elbette ki Peter Parker, yani Spider-Man. Captain America: Civil War ile örümcek maskesini ilk kez takan Holland, 2017 yılında Spider-Man’in kendine ait filmiyle ikinci kez baş rol oynayacak. İlk deneyimi ise, eğer BAFTA’ya uzanırsa ardındaki sebep olacak, Lost City Of Z.