AMC için 2017 pek de iç açıcı bir yıl olmayacak gibi. The Walking Dead’in reytinglerinin giderek düşmesi, prestijli televizyon kanalını hali hazırda derinden yaralamıştı. Lakin bu yılki en büyük yatırımlarından The Son’ın yayınlanan ilk iki bölümüyle vasatı aşamaması bardağı taşıran son damla oldu. AMC, yaratıcı ekibini baştan aşağı değiştirmeyi planlıyor.

Vahşi Batı, o tarihe tanıklık etmiş olanlar kadar, televizyon dizileri için de oldukça acımasız bir dönem. Toplamda 7 Emmy Ödülüne layık görülen HBO prodüksiyonu Deadwood bile çeşitli sebeplerden dolayı ekranlara beklenen önce veda etti. Hell On Wheels da, bu konuda verip verebileceğimiz en trajik örneklerden biri. Neredeyse bütün eleştirmenlerce övülmesine rağmen, kıymeti bilinmeyen bir yapım. Hell On Wheels, beşinci ve son sezonuyla 2016’nın üzücü ayrılıkları arasında kendisine yer buldu. Lakin AMC, izleyicileri bir başka western’den mahrum bırakmayacak. Hell On Wheels’tan boşalan yeri doldurmak için oldukça büyük bir prodüksiyon ile karşımıza çıktılar: The Son.

Bazı roller o denli büyüktür ki, oyunun omuzlarında yarattığı ağırlık ezici bir etki yaratabilir. Karakterin oyuncuyla özdeşleşmesi, uzun çapta oyuncu için büyük bir eksi olarak geri döner. Sayısız Emmy Ödülü ile televizyon dünyasını sallayan bir çok aktörün, ikinci bir dizi ile karşınıza çıkmaması, yıllar içinde kaybolup gitmesi oldukça sık tanık olduğumuz bir durum. Elbette ki bu durum, dizilerde olduğu kadar film serilerinde de yaşanıyor. Özellikle de, yıllar boyunca sayısız ünlü aktör tarafından canlandırılmış, beyaz perdenin en ikonik karakterlerinden birinin son yüzlerindenseniz. Pierce Brosnan‘dan bahsediyoruz. Ne yazık ki James Bond rolü o denli yapıştı ki Brosnan’ın üstüne, günümüzde geçen herhangi bir yapımda, Bond’dan faklı bir kişiliğe sahip hiçbir karakterine alışamadık. Bu yüzden olacak ki, Pierce Brosnan farklı bir döneme geçiş yapmaya karar vermiş. Kendisini The Son’ın baş rolünde, vahşi batının ortasında izliyoruz.

The Son hakkında yazılıp çizilen neredeyse hiçbir yorum olumlu değil. Hali hazırda binlerce kez ortaya konmuş bir kurgunun, belki de sinema tarihi kadar eski bir türe en ufak yenilik eklemeden icra edilmiş olması, yadsınamaz bir gerçek. Kadro dahilindeki oyuncuların vasatı aşamayan performansları ise, esasen onlara yükleyebileceğimiz bir hataya dayanmıyor. Yaratılan karakterler baştan aşağı birer klişe abideleri. Klişeler dahi, doğru uygulandıklarında izleyiciyi tatmin edebilir. Fakat burada karşılaştığımız örnek, kendini tekrar eden ve siyah ile beyaz kadar keskin bir kalite farkı. AMC, 90’ların geride kaldığını ve televizyon dünyasının artık en azından sinema kadar büyük prodüksiyonların arenası olduğunu oldukça iyi kavramış şirket. The Walking Dead teknik yönleriyle, Breaking Bad ise sinematografik mükemmeliyetçilikle bu durumu kanıtlamakta. Bütün bu örneklere rağmen The Son gibi bir çıkmaz sokağa nasıl girdikleri başlı başına bir muamma.

Şunu da belirtmeliyiz ki, Pierce Brosnan rol için düşünülen ilk isim değildi. Hayatlarımıza Jurassic Park ile Sam Neil, AMC ile el sıkışan ilk isimdi. Peaky Blinders ile girdiği televizyon dünyasında kalıcı olmak istediğini, uzun süreli bir yapımda, gelişen bir karakteri canlandırmaktan keyif aldığını sıkça dile getidi Neill. Kendisinden başka bir dizi projesinde yer almasını bekliyorduk açıkçası. Lakin senaryoya dair ufak tüyolar gelmeye başladığından beri, Pierce Brosnan’ın göreceli olarak daha iyi bir seçim olduğu kanaatindeyiz.

The Son, konusunu Amerika Birleşik Devletlerini bugünkü evrensel gücüne ulaştıran süreci anlatıyor. Teksas’ın bir petrol imparatorluğuna dönüşmesini, McCullough ailesinin üç jenerasyonun gözlerinden izleyeceğiz. Philipp Meyer‘in 2013 yılında piyasaya çıkardığı aynı isimli roman, Pulitzer ödülü adaylığına da layık görülmüştü. Meyer romanında, vahşi batıyı alışılmışın oldukça dışında bir bakış açısıyla ele alıyor. Baş karakterimiz Eli McCullough, çocukken Komançi Kabilesi tarafından kaçırılmış bir adam. Komançilerle geçirdiği zorlu yıllar, onu oldukça sert bir figür haline getirmiş. Artık 60 yaşında ve kendisine bir petrol hanedanlığı kurmak istiyor. İş hayatında attığı her adım, yaptığı her hamle, Komançi’lerin yalnızca en güçlü olanın hayatta kalmasına izin verdiği öğretilerinden ilham alıyor. İlginç bir karakterle karşı karşıya olduğumuz kuşkusuz.

Pierce Brosnan’ı bir kenara koyarsan, The Son bize etkileyici bir kadro vaat etmiyor. Eski James Bond’u bir kenara koyarsak, filmin oyuncuları dahilinde tanıdık herhangi bir yüz bulunmuyor. Bu konuda ister istemez bir umutsuzluğa kapılıyor. Lakin dürüst olmak gerekirse, daha önce hiçbir tecrübesi olmayan isimlerin birçok dizide harikalar yarattığına da tanık olduk. Bu güvensizliği AMC de yaşamış olmalı ki, şu anlık yalnızca 10 bölümlük bir anlaşma söz konusu. Eğer beklenen etkiyi yaratmazsa, ikinci bir sezon görmeme ihtimalimiz yüksek. Eğer The Son başarısız olsa dahi, 2018 sezonunda AMC’den üçüncü bir western denemesi görürsek şaşırmayız.

The Son, hali hazırda yayınlanmış iki bölüme sahip. AMC’nin bir b planı olmaması sebebiyle bu sezonun sonunu göreceği neredeyse kesin. Lakin eğer paranızı garanti ata yatırmak isterseniz, ikinci bir sezonu görmeyeceğinden emin olabilirsiniz.