Ödül mevsiminin başlangıcı ve Oscar’ın provası olarak görülen Altın Küre Ödülleri, onlarca senedir dünyanın dört bir yanındaki sinema severler tarafından takip ediliyor. O kadar ki, Altın Küre genellikle Oscar ve Grammy’lerden sonra en çok takip edilen üçüncü ödül töreni olarak sıralamada yerini alır. Yılda bir kere düzenlendiğinden ilgi odağının senelik olarak tazelendiği bu ilgi çekici geceyle ilgili öne çıkan o kadar fazla şey vardır ki, tarihi genellikle arka plandadır. O yüzden dilerseniz bütün o aday tahminlerinin ve kırmızı halı konuşmalarının arasında, sizi Altın Küre’nin geçmişine doğru kısa bir yolculuğa çıkaralım.

İlk defa 20 Ocak 1944 tarihinde sahibini bulan Altın Küre’nin, sizi hesap yapmaktan kurtaralım, 72 senelik bir tarihi vardır. 1943 yılında bir grup yazarın bir araya gelerek kurduğu, daha sonradan Hollywood Foreign Press Association adını alacak olan Hollywood Foreign Correspondents Association Altın Küre Ödüllerini yaratarak, film endüstrisinde büyük bir iz bırakmıştır. Tarihte ilk defa 20th Century Fox stüdyolarında verilen ödül, ilk senesinde Jennifer Jones’a The Song of Bernadette’taki performansı için En İyi Kadın Oyuncu; The Song of Bernadette’a en iyi film; Paul Lukas’a da Watch on The Rhine’daki rölü için En İyi Aktör ünvanını kazandırmıştır.

Tabii siz şimdi olduğu gibi sahneye çıkan ünlüleri, vay efendime söyleyeyim, altın rengindeki küre ödülünün teslim edilişini hayal ediyor olabilirsiniz. İyi uçuşlar dileriz. Ancak gerçekte Altın Küre’nin ilk senesindeki ödüller bir parşömen tomarından daha fazlası değildi. „Söz uçar yazı kalır, bunlar mühim şeyler” diyebilirsiniz belki ama diploma töreninden hallice geçen ödül akşamının, şöyle sıkıca kavrayıp zaferle havaya kaldırdığınız ödülle beraber yeni ünvanınızı da damgaladığınız akşamınkiyle kıyaslanamayacağı çok açık. Bu dürüm öngörülmüş olacak ki bunu takip eden senede derneğin üyeleri, organizasyonun ideolojisini en iyi şekilde temsil edecek bir heykel tasarımı bulmak üzere bir yarışma düzenlediler. Grubun ’45 ve ’46 senelerindeki başkanlığını yapmış olan Marina Cisternas, bir kaide üzerine dünyayı temsilen yerleştirilecek parlak bir küre heykeli fikriyle geldiğinde sonraki 72 senenin sembolünü de belirlemiş oldu.

Sahneye çıkan ünlüler, alınan ödüller demişken Altın Küre’yle ilgili belki de en çok akıllarda kalan şey ödül kabul konuşmalarıdır. Gerçekten de yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde ilham veren, bazen de keşke bütün bunları hiç yaşanmamış olasaydı dedirten olaylara tanıklık ettik. Altın Küre’nin tarihinden bahsederken o anları saf dışı bırakmaya gönlümüz el vermedi. İşte sizin için derlediğimiz 4 unutulmaz Altın Küre anı:

1- Jack Nicholson ve kimyevi huzur:

Sene doksandokuz. Jack Nicholson En İyi Aktör dalında ödül alır. Sakin bir şekilde sahneye çıkar. Sakin sakin hikayesini anlatır, konuşmasını yapar. Siz bu kadar sakinlik de neyin nesi diye düşüncelere dalmışken, sebebinin Valium olduğu o söylemeden aklınıza gelmeyecektir.

2- Renee Zellweger’ın Günlüğü

Bu sefer 2001 yılına gidiyoruz. Sahnede Hugh Grant altın heykelciği Renee Zellweger’a temsil edecektir. Ancak öyle hemen edemez, onun yerine gerçek bir Bridget Jones anı yaşanır.

3- Hugh Laurie’den “teşekkürler”

Ödül sahibi ya da sahibesi sahneye çıktığında ve yoklama alırmışçasına, arka arkaya bazı isimler sıraladığında o konuşmadan teşekkür edilen insanlar hariç, kimsenin zevk almayacağı bariz bir gerçektir. Hugh Laurie çeşitli yönlere doğru uzayan kariyerinin bir sürü alanında olduğu gibi, açılış konuşmasında da orijinal olmayı başarıyor ve sizi de ayaküstü eğlendiriyor. (Lisa Edelstein’ın arka arkaya koyverdiği kahkahalardan gözlemlenebilir.)

4- Rickey Gervais, Rickey Gervais’lik yapıyor

Bir süredir Altın Küre açılışlarında görmeye alıştığımız Ricky Gervais, belki de şu zamana kadarki en eğlenceli monologların sahibi dersek yalnız kalmayız. Yukarıdaki video ise 4 defa aday gösterildiği Altın Küre’de, salondaki yerinin o koltuklar değil, sahne olduğunu kanıtlar nitelikte.