Ödül törenleri, diğer bütün sektörlerde olduğu gibi, sinema ve televizyon için de en önemli ritüeldir. Beyaz perde aşıkları, dizi fanatikleri veyahut yıldızların parıltılı hayatlarını takip eden herkes için zamanın durduğu anlardan bahsediyoruz. Kırmızı halının üzerinde bırakılan ayak izleri, heykelciğe uzanan yoldaki son birkaç dakika, gergin bekleyişler, göz yaşları… Bir ödül töreni boyunca yaşanan binlerce his. Söz konusu, dünyanın en prestijli altın heykelcikleri arasında gösterilen Altın Küre olduğunda, bütün bunlar had safhada yaşanıyor. Lakin şunu asla unutmayın, gecenin asıl yıldızı, her zaman için tek bir kişidir. Ne en iyi film, ne en iyi oyunculuklar onun ışıltısını geride bırakabilir. Evet, töreni sunacak isimden bahsediyoruz. Çünkü o, bütün bir yıla son noktayı koyacak kişidir. Bu yıl spot ışıkları, yakından tanıdığımız birinin üstünde olacak: Jimmy Fallon.

Dünya üzerinde bütün sinema ve televizyon ödülleri, birkaç istisna haricinde, sunucu mikrofonunu komedyenlere emanet ediyor. Bunun ardındaki sebep oldukça açık. Heyecanın dorukta olduğu anlarda, hem stresi biraz azaltacak, hem de bütün yıldızlar bir salonda toplanmışken eğlenceyi had safhaya çeken birine ihtiyaç var. Komedyenler bu husus için biçilmiş kaftan. Bu yıl, daha önce bu görevin hiç verilmediği bir isim de, diğer komedyenleri geride bırakıp bu onura nail oldu. Birleşik Devletlerin komedyen yaratma fabrikası, 1975’den beri devam eden ekran klasiği Saturday Night Live‘dan çıkan Jimmy Fallon. Elbette ki bütün dünya kendisini, 2009’da devraldığı popüler talk show Tonight Show ile tanıyor. Hemen herkes, Jimmy Fallon’ın performansını oldukça merak etmekte. Kuşkusuz, beklentiler oldukça pozitif. Yapacağı esprileri duymayı iple çekiyoruz.

İlk olarak 1944 yılında düzenlenen Altın Küre Ödüllerinin, popüler seremonilerin ihtişamını yakalaması oldukça uzun bir süre aldı. Öyle ki, yakın zamana kadar, her ne kadar kazananlar oldukça merak edilse de, merasime pek de ilgi gösterilmiyordu. Organizasyonun, ticari itibarı pek de önemsememesinin rolü elbette ki büyüktü. Hatta, oldukça uzun bir süre boyunca, bir sunucu bile belirlenmiyordu seremoni için. Zarfın açılıp, kazananın belirleneceği anın bu gereksiz tevazudan uzaklaşması, yarım asırdan uzun sürdü.  Ödüllerin 52. yılı olan 1995’teki tören, Janine Turner ve John Larroquette tarafından sunuldu. Bu, kronolojik açıdan bir ilk olsa da, tam anlamıyla beklentileri karşılamadığı için, bugün bile görmezden geliniyor. Elbette ki bu iki isim, bu denli prestijli bir ödülü sunması beklenecek kadar parlak yıldızlar değildi. HFPA‘nın bu tek seferlik deneyimi, tahmin edileceği üzere pek ses getirmedi.

Altın Küre ödüllerini düzenleyen Hollywood Foreign Press Association, geleneksel ödülün 67. kez verildiği 2010 yılına kadar, seremoniyi bizlere canlı yayınla sunmuyordu. Bu sebeple, töreni sunacak bir isim de belirlenmemişti. Lakin HFPA, ödülün her geçen gün daha popüler hale gelmesi ve Altın Sezon dahilinde Oscar‘lardan bir önceki adım olması sebebiyle, bu adımı attı. Yaklaşık yirmi milyon insanın takip edeceği yayını sunması için, Ada kökenli bir isim seçildi. Aykırı tarzıyla, gelmiş geçmiş en iyi komedyenler arasına adını yazdıran Ricky Gervais, üç sene üst üste sivri mizahını bizlerle buluşturdu. Kendisi ve Altın Küre, birbirleriyle özdeşleşen isimler haline gelmeyi başardı. Ricky Gervais, ortaya koyduğu performans ile, ödül töreni sunuculuğu kavramını oldukça genişletti. İngiliz komedyenin cesur esprileri, genellikle kimseyi küstürmeme gayesi altında, yıllar boyunca güvenli sularda yüzmüş konsepti, sarkazmın doruklarına taşıdı. Öyle ki, “bir espri kimseyi rahatsız etmiyorsa, yapmaya değmez.” okulundan gelen Gervais, bazen sınırı aşmakla bile itham edildi.

Takvimler 2013’ü gösterdiğinde, meş’ale, eşine zor rastlanır bir ikiliye geçti: Parks And Recreation ile hayatımıza giren Amy Poehler ve ödül rafı bir hayli kalabalık olan 30 Rock‘ın yaratıcı yıldızı Tina Fey. İkili, bir spor terimi olan “asist” kavramını muazzam bir şekilde komediye uyguladılar. Birbirleriyle harikulade bir uyum içinde, üç yıl boyunca bizleri kahkahaya boğdular. Tina Fey ve Amy Poehler’ın performansı, sosyopolitik sebeplerden ötürü de önemli bir yere sahip. Sektörün, kadın komedyenlere her daim mesafeli yaklaştığına dair argümanlar, ikilinin mizahı sayesinde gerekli yerlere, gerekli mesajları iletti.

Geçtiğimiz yıl, Ricky Gervais töreni sunmak adına geri döndü. Bu buluşmanın yalnızca bir seferlik olacağının altını çizdiğini, biz ciddi bir sansasyonun yolda olduğunu fark etmiştik. Gervais deyim yerindeyse, birçok insanın ağzına dahi alamayacağı cümleler sarf etti. Peki bu yanlış mı? Elbette değil. Mizahı sınırlamak, hiç kimsenin hakkı olmayan, oldukça faşist bir hamledir. Size neden mizahın tamamıyla serbest bırakılması gerektiğini anlatalım. Bu gece, Jimmy Fallon’dan sayısız Trump esprisi bekliyoruz. Seçilmiş bir devlet başkanı hakkında, yaratıcılığın sınırlarında gezinen bir mizah izleyeceğiz. Unutmayın, mizah, zekanın en eğlenceli dışavurumudur. İyi şanslar Jimmy! Lafını ardına koyma, 50.000 TINQ kullanıcısı olarak arkandayız!