2016, ABD, 116 dakika
Yönetmen: 
Morten Tyldum
Oyuncular: 
Jennifer Lawrence, Chris Pratt, Michael Sheen
Vizyon Tarihi: 
13 Ocak

Columbia
, pek de iyi bir yıl geçirdiğini söyleyebileceğimiz film şirketlerinden değil. Ne yazık ki, 2016 yılı dahilinde dişe dokunur bir filmin prodüksiyonunda veyahut dağıtımında rol oynayamadılar. Geride kalan yıl boyunca, en iyi eleştirileri almış yapımları, an itibariyle karışımızda olan Passengers. Bir önceki cümle doğru, lakin eksik. Belirttiğimiz üzere film, oldukça iyi geri dönüşler toplamayı başardı. Lakin, baş rollerinde Chris Pratt ve Jennifer Lawrence‘ı izlediğimiz Passengers, Musa’nın Kızıl Denize yaptığını sinema eleştirmenlerinin dünyasına uyguladı. Film hakkında ortaya atılan fikirler spektrumu, uzun süredir gördüğümüz en geniş pergele sahip. Öyle ki, ünlü sinema yayınlarından Empire filme 80 puan verirken, Variety‘nin notu 35‘te kaldı. Elbette hemen her yapım hakkında, genel kanının aksinde yorumlarla karşılaşsak da, ana akıma mensup iki mecranın arasında, bu denli büyük bir fark görmeye alışık değiliz.

Passengers’ın, John Spaihts tarafından kaleme alınan senaryosu, oldukça ilginç bir konu üzerinden ilerliyor. Avalon isimli uzay aracı, dünyadan yaklaşık 120 yıllık bir yolculukla varılabilecek uzaklıktaki Homestead II gezegenine doğru yola çıkıyor. Taşıdığı 5.000 yolcu, bilim kurgu filmlerinde sıkça gördüğümüz “hibernation” tüplerinde, varış noktasında koloni kurmak amacıyla, bir asırdan uzun sürecek bir uykudalar. Chris Pratt’in canlandırdığı Jim, bir arıza sebebiyle olması gerekenden 90 yıl önce uyanıyor. Yeniden hibernation tüpünü çalıştırması olanaksız olan karakterimiz, ömrünün kalanını sonsuz bir yalnızlık içinde geçirmeye mahkum olur.  Neredeyse “yalnızlık”, çünkü Michael Sheen‘in canlandırdığı Arthur isimli bir Android de geminin mürettebatına dahildir. Jim, başka bir insanla iletişim kurmadan yaşayıp ölmek zorundadır. Tabii eğer, kendisinin makus talihini paylaşmak üzere, başka birinin daha geleceğini karartıp, uykusundan erken uyandırmazsa. Filmimizin merkezinde, Jim’in işte bu kararı ve ahlaki sonuçları yer alıyor.

1- Klasik anlamda bir “bilim kurgu” ile mi karşı karşıyayız?
Bilim kurgu türü, iki açıdan değerlendirilmesi gereken bir başlık. Bu cümlenin bayağılığı için bizi maruz görün ama kast ettiğimiz elementler “bilim” ve “kurgu”. İlk kıstas için, Passenger bir “hard sci-fi”. Bu terim, bilimsel gerçekliğe, işlenebilecek en ileri seviyede sahip olan yapımlara yakıştırılan bir tanım. Film, teorik öngörüler ile doğrulanamaz, en azından bilim sahnesinde destekleyici bir argümanı olmayan hiçbir elementini barındırmıyor. İkinci parçayı düşünecek olursak, filmin merkezindeki hikaye sarmalı, esasen bir bilim kurgu metni değil. Passenger etik ve ahlaki ikilemlerin üzerinden ilerliyor. Özellikle filmin düğüm kısmında, bilim kurgunun, yalnızca bu imkansız açmazı yaratabilmek için kullanılan bir enstrüman olduğunu hissedeceksiniz.

2- Bu proje, yıllar önce de karşımıza çıkmamış mıydı?
Haklısınız. Senaryo neredeyse 10 yıl önce yazıldı. Şu ana dek sayısız yönetmene sunuldu. Game Of Thrones‘un ilk sezonunda üç bölüm yönetmenlik koltuğuna geçen Brian Kirk, 2007 yılında, Passengers ile ilk uzun metraj sinema filmini çekmeye karar vermişti. Baş rol ikilisi için ise, o dönem en az Chris Pratt ve Jennifer Lawrence kadar parlak iki yıldız olan Keanu Reeves ve Emily Blunt‘la anlaşılmıştı. Lakin bütçenin düşüklüğü, böyle bir senaryonun çekilmesini imkansız kıldı. Geçtiğimiz 10 yılda, senaryo popülerliğinden hiçbir şey yitirmedi diyebiliriz. Lakin lanet olduğu da bir gerçek, çünkü kim eline aldıysa, çeşitli sorunlar peşini bırakmadı. Ta ki Morten Tyldum‘a dek.

3- Kimdir bu Morten Tyldum?
Passenger’ın yönetmen koltuğunda oturan Morten Tyldum, lokal kabuğundan yakın zamanda çıkmış bir isim. Her ne kadar, neredeyse 25 yıldır yönetmenlik yapıyor olsa da, İskandinav sinema ve televizyonu için, uluslararası alana teşrif etmemiş filmlerde görev alıyordu. Hollywood dahilindeki ilk yapımı, 2014 yılında En İyi Yönetmen dahil tam 8 dalda Oscar‘a aday gösterilen Imitation Game ile oldu. Alan Turing’in hikayesinin anlatıldığı film, oldukça olumlu bir başlangıç yaptı Morten Tyldum’un üst lige geçişine. Kendisinin uluslar arası mecrada ikinci filmi olan Passenger ise, aldığı olumsuz eleştirilen büyük bir kısmında, Tyldum’un ortaya koyduğu işin zayıflığı ile adından söz ettiriyor. Ne yazık ki, başladığı kadar iyimser ilerlemiyor, kendisinin sektörün kalbindeki macerası.

4- Bu yıldızlarla dolu kadro tatmin edici mi?
Film, gerçekten de muazzam bir kadroya sahip. Oldukça az karakter üzerinden ilerlemesi, Passenger’a yalnızca iddialı isimleri toplamak adına bir şans vermiş. Son dönemde, içinde bir miktar bile bilim kurgu elementi bulunan hemen her yapımda izlediğimiz Chris Pratt, Jim Preston rolünde karşımıza çıkıyor. Ödül rafı her geçen gün kalabalıklaşan, Hollywood’un en prestijli yıldızlarından Jennifer Lawrence ise Aurora Lane‘i canlandırıyor. İkilinin aralarındaki uyum takdire şayan. Lakin kurgu, buna oldukça müsait olmasına rağmen, filmin baş rol partnerlerine yeteneklerini gösterebilecekleri asistleri yapmakta zayıf kalmış. Evet, oldukça parlak iki yıldızı, olası en sönük halleriyle izliyoruz. Velhasıl, bu bir işlenememiş ham madde sorunu. Küçük lakin aykırı rollerle tanınan Michael Sheen ise kendisinden bekleneni veriyor. Filmde, kendilerine oldukça kısıtlı süreler tanınsa da, yan rollerdeki büyük isimler Laurence Fishburne ve Andy Garcia da gerekli katkıyı yapmışlar.

5- Peki Passengers’ı izlemeli miyiz?
Her hafta sinemaya gidiyorsanız ve bilim kurgu favori türleriniz arasındaysa, neden olmasın? Film, en kötü ihtimalle sizleri bir miktar eğlendirecek ve “kurgu” ile “senaryo” arasındaki farklı öğretecek. Çünkü oldukça yaratıcı, derin ve felsefi bir fikir üzerine kurulmuş Passengers’ın senaryosu. Lakin kurgu, birçok eleştirmenin dile getirdiği üzere sınıfta kalmış. Bir yönetmenin filme katması gereken çeşnilerin tümü, amatörce serpiştirilmiş. Elbette kendinize sormanız gereken soru, Chris Pratt ve Jennifer Lawrence gibi iki ismi aynı filmde birleştirip, nasıl olur da büyük bir yankı uyandıramazsınız? Yapımın kalitesinden bağımsız olarak, bu denli büyük isimlerin gündemi meşgul etmesi gerekirdi. Bunun sebebi filmin “kötü” olması değil. Çünkü Passengers’ın sorunu, sönük kalmak. Vasatla yetinmek. Karar sizin, bir bilim kurgu yapımında yaratıcı bir fikir, sizi nereye kadar taşıyabilir?