No ve El Club gibi filmleriyle, dünya çapında birçok festivalden ödüllerle dönen, bir de Akademi Ödülü adaylığı bulunan Pablo Larrain, Jackie ile dönüyor. Amerikan tarihinin belki de en popüler başkanı olan John F. Kennedy hakkında şu ana dek sayısız film yapıldı. Lakin Larrain, suikastten önceki son 10 günü, Kennedy’nin eşi Jacqueline’in gözünden anlatıyor. Bir ulusun en üst mertebedeki kadınını, kocasının ölümünde dahi zayıflık göstermemek için girdiği mücadelede izliyoruz. Arka planda ise, ailesi parçalanan bir insan, bastırmayacağı çalıştığı hislerinde boğuluyor. Şu ana dek gösterildiği festivallerden tam notla dönen Jackie, uzun bekleyişten sonra, ülkemizde de vizyona girdi.

Oscar’a giden yolda, oldukça işinize yarayabilecek denklemler vardır. Bu belli parametreleri uygulamak, şansınızı büyük ölçüde yükseltir. Jacqueline Kennedy gibi, Amerikan halkının en sevdiği figürlerden birini canlandırmak, bu yönde harika bir adım. Hem de, Birleşik Devletler siyasi tarihindeki en büyük olaylardan birinin kapsayan zaman diliminde. Popüler kültürdeki en güçlü kadın figürlerinden birine beyaz perdede hayat vermek, birçok altın heykelciğe gidecek yolun anahtarı olabilir.

Black Swan ile ilk Oscar’ını kazanan Natalie Portman, başarılı yönetmen Pablo Larrain’in yol göstericiliğinde, En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ının şu anlık en büyük iki adayından biri. Ortaya koyduğu performans, pek çok eleştirmen tarafından takdire şayan bulundu. Yukarıda formülünü açıkladığımız, siyasi ve popüler ikonların tasviri de ona bu yolda ciddi bir avantaj sağlayacak.

1- Jackie, tarihi açıdan tutarlı mı?
Bu hususta Pablo Larrain güven veren bir isim. Geçtiğimiz yıl vizyona giren bir başka filmi, Neruda ile de, Şili’nin efsanevi şairinin hayatından bir kesit sunan Larrain, biyografik yapımlara hiç de yabancı bir isim değil. Lakin bir belgesel de izlemiyorsunuz. Bilinen gerçeklerle çelişmeme ve ortaya asılsız bir iddia atmama sınırlarını dahilinde, senaryoya ufak kurgusal eklemeler yapılmış. Hikayenin tutarlılığına da bir zarar verdiğini düşünmüyoruz. Sonuçta, sinema gerçekleri yansıtır, ama yalnızca yansıtır. Yansımalar ve gerçek birebir örtüşmek zorunda değildir. Eleştirmenlerin filmde bulduğu, tarihi gerçekliği yansıtmadığı düşünülen tek motif ise Jacqueline Kennedy ile Lyndon B. Johnson arasındaki soğuklu. Tarihçi ve gazeteciler, böyle bir sürtüşmenin yaşanmadığını öne sürüyor.

2- Film, güvenli sularda mı yüzüyor?
Hayır. Hatta aksine, “resmi tarih” olarak adlandırılan metinlerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor. Billy Crudup tarafından canlandırılan, adı verilmese de Theodore H. White olması kuvvetle muhtemel bir gazeteciyle olan diyalog, filmin kurgu enstrümanı. Yapım, bu röportaj üzerinden, çizgisel olmayan bir akışta ilerliyor. Jackie karakterinin sorulara verdiği cevaplar ile flashback’lerde izlediğimiz anlar arasındaki çekişme, bizlere First Lady hakkında bildiklerimizin, esasen konumu sebebiyle üstlendiği sorumluluk eleğinden süzüldüğünü yansıtıyor. Amerikan toplumunun en değerli figürlerinden birinin insani yanını gösteren Jackie, tam anlamıyla elini taşın altına sokan bir yapım. Pablo Larrain, sizlere esasen Birleşik Devletler kökenli bir yönetmen olmadığını hissettirmeyecek bir detaycılık sunuyor.

3- Natalie Portman Oscar’a uzanabilecek mi?
Kendisinin oyunculuğu kusursuz. Yalnızca role yaptığı hazırlık değil, fiziksel oyunculuk olarak adlandırılan, biyografilerin en önemli parametresinden de tam notla çıkıyor. Unutmayın ki Jacqueline Kennedy, neredeyse her an insanların ve kameraların önünde yaşayan, en ufak mimiği dahi ulusal televiyonlarda milyonlara ulaşan bir isimdi. Bu sebeple Natalie Portman’ın işi çok zordu. Lakin, tek kelimeyle inanılmaz bir dönüşümle karşı karşıyayız. Portman’ın oyunculuğunun ışığında kurulan gerçekçilik, bizleri yer yer gerçek bir kesit izliyoruz hissine sürüklüyor. Karakterin yaşadığı dramı iliklerimizde hissediyoruz. Velhasıl, rekabet oldukça zorlu bu sene. Emma Stone, canlandırdığı karakterin Jackie kadar zor bir sınav olmamasıyla bir adım geride kalıyor. Zaten en büyük rakip de, Elle ile Altın Küre’de Natalie Portman’ı eve eli boş gönderen Isabelle Huppert. An itibariyle Huppert ve Portman düellosunda bahisler eşit diyebiliriz.

2- Film, güvenli sularda mı yüzüyor?
Hayır. Hatta aksine, “resmi tarih” olarak adlandırılan metinlerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor. Billy Crudup tarafından canlandırılan, adı verilmese de Theodore H. White olması kuvvetle muhtemel bir gazeteciyle olan diyalog, filmin kurgu enstrümanı. Yapım, bu röportaj üzerinden, çizgisel olmayan bir akışta ilerliyor. Jackie karakterinin sorulara verdiği cevaplar ile flashback’lerde izlediğimiz anlar arasındaki çekişme, bizlere First Lady hakkında bildiklerimizin, esasen konumu sebebiyle üstlendiği sorumluluk eleğinden süzüldüğünü yansıtıyor. Amerikan toplumunun en değerli figürlerinden birinin insani yanını gösteren Jackie, tam anlamıyla elini taşın altına sokan bir yapım. Pablo Larrain, sizlere esasen Birleşik Devletler kökenli bir yönetmen olmadığını hissettirmeyecek bir detaycılık sunuyor.

3- Natalie Portman Oscar’a uzanabilecek mi?
Kendisinin oyunculuğu kusursuz. Yalnızca role yaptığı hazırlık değil, fiziksel oyunculuk olarak adlandırılan, biyografilerin en önemli parametresinden de tam notla çıkıyor. Unutmayın ki Jacqueline Kennedy, neredeyse her an insanların ve kameraların önünde yaşayan, en ufak mimiği dahi ulusal televiyonlarda milyonlara ulaşan bir isimdi. Bu sebeple Natalie Portman’ın işi çok zordu. Lakin, tek kelimeyle inanılmaz bir dönüşümle karşı karşıyayız. Portman’ın oyunculuğunun ışığında kurulan gerçekçilik, bizleri yer yer gerçek bir kesit izliyoruz hissine sürüklüyor. Karakterin yaşadığı dramı iliklerimizde hissediyoruz. Velhasıl, rekabet oldukça zorlu bu sene. Emma Stone, canlandırdığı karakterin Jackie kadar zor bir sınav olmamasıyla bir adım geride kalıyor. Zaten en büyük rakip de, Elle ile Altın Küre’de Natalie Portman’ı eve eli boş gönderen Isabelle Huppert. An itibariyle Huppert ve Portman düellosunda bahisler eşit diyebiliriz.

4- Natalie Portman’a kimler eşlik ediyor?
JFK için ayrılan rol, elbette ki oldukça küçük. Kendisini canlandıran Caspar Phillipson‘a fiziksel benzerlikten daha büyük bir rol yüklenmemiş. Merhum başkanın, kendisiyle aynı kaderi paylaşacak olan kardeş Bobby rolünde ise Peter Sarsgaard da beklentileri karşılıyor. Kennedy’nin yerini alacak olan yardımcısı Johnson rolünde ise, John Carroll Lynch bir miktar zayıf kalmış diyebiliriz. Filmin belkide en vurucu sahnelerin birinde, Portman’ın ihtişamlı performansına ayak uyduramıyor. Film boyunca, yardımcı anlatıcı olarak kullanılan gazeteci figürünün ardında, Billy Crudup ortalama üstü bir performans çıkarmış. Şimdi gelelim, filmin iki etkileyici yan karakterine. Öncelikle, Kennedy ailesiyle en yakın ilişkiye sahip Beyaz Saray çalışanı Tucky olarak Greta Gerwig tam anlamıyla göz dolduruyor. İsmi verilmemiş bir papazı canlandıran, kadronun en deneyimli ismi John Hurt ise, ustalık mertebesinin hakkını vermekte.

5- Peki, Jackie neden izlenmeli?
Başta Pablo Larrain olmak üzere hiç kimsenin hakkını yemek istemeyiz. Lakin bir film izlemeye gitmeyeceksiniz salona. Bir performans izlemek için gideceksiniz. Natalie Portman, ortaya tek kişilik bir senfoni ortaya koyuyor. Filmin setinde yer alan, diğer bütün görevlerdeki herkes, onun yükselişine hizmet eden yardımcı parçalar. Bırakın yönetmeni, filmi bile gölgede bırakıyor Natalie Portman. Bu sebeple, yalnızca Jackie’yi değil, Isabelle Huppert’ın oynadığı Elle’i de görmeniz gerekiyor. Sonrasında ise, TINQ‘e koşmalı ve Oscar Ödüllerine haftalar kala, bu kıran kırana geçecek düellonun kalbinizdeki galibi paylaşmalısınız. Her gün büyüyen, 50.000 kişilik bir kulüp olarak, fikrinizi merak ediyoruz!