Bir halkın güncelle bağını keserseniz ne olur? Olup biten hakkında tek kelime etmekten korkar hale getirirseniz? Sanatçının topluma ulaşmasını, her ne sebeple olursa olsun, propaganda olarak görürseniz? Elbette, iç dünyalarına yönelirler. Eh, sanatın da, içinde var olduğu düzeni yansıtmak gibi kötü bir huyu vardır. Eğer insanlar dışarıyla iletişimi keser, bilinçaltlarıyla baş başa kalırsa, sanatçı da bu kervana katılır. Sanatçı, bu içe dönüşün hasatını elbette alacaktır. Mahsul ise, dışarının karanlığıyla büyümüş yalnızlıktır. Bu bağlamda Anayurt Oteli’nin 12 Eylül sabahı, sanatın üzerine düşen istibdat gölgesinin karanlığında, inzivaya çekilen zihinlerin uğrak noktası olduğu söylenebilir.

Ömer Kavur, politik ve toplumcu olmanın her zaman eş anlamlı olmayacağını kanıtlayan sanatçılardan biri. Ah Güzel İstanbul ve Yusuf İle Kenan filmlerinde, ötekileştirilmiş bireylerin aktüel sorunlarına eğildiği bir gerçek. Lakin herhangi bir noktada, siyasi motifleri, birçok yönetmenin yaptığı üzere siyasi sinemanın merkezine yerleştirmekten kaçındı. 1980 darbesi sonrasında girilen on yıllık baskı süreci, Ömer Kavur’un damak tadına paralel bir ortam yarattı. Türk Sinemasının en iyi filmleri arasında sıkça gösterilen Anayurt Oteli de, bu içe dönüş döneminin en önemli eseri oldu.
omer-kavurBir kez daha dile getirmek gerekirse, biz filmleri anlatmayı sevmiyoruz. Söz konusu eser, zamanın sınavını atlatıp, otuz üç yıl sonra, hala sosyolojik makalelere konu olmakta. Venedik Film Festivali’nde, belki de Altın Aslan’dan bile daha seçici davranılan, Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu ödülüne layık görülmüş bir film. Lakin, küçük bir tanıtım cümlesi isteyen okurlarımızı kırmayacağız elbette.

Filmin baş karakteri Zebercet, bir Anadolu kasabasındaki köhne Anayurt Otelinin katibidir. Her ne kadar içsel dalgalanmaları korkunç seviyelerde olsa dahi, dışarıdan bakıldığında oldukça sıkıcı bir rutini olan, sıradan bir adamdır. Bastırdığı hislerin, hastalıklı cinselliğinin dışarı vurumu için, “geciken Ankara Treni ile otele gelen kadın” tetik vazifesi görür. Bir hafta sonra tekrar geleceğini söyleyen kadına olan umutsuz bekleyiş, Zebercet’in önce dünyaya, sonra kendine yabancılaşmasının başlangıcıdır. Elbette, bir sinema şaheserinin de.
anayurt-oteli-movie-1030x579Macit Koper’in Zebercet rolünde ortaya koyduğu performans göz doldurucu. Birçok sahnede, Zebercet’in gerçek bir insan olmadığını, daha da önemlisi Macit Koper’in Zebercet olmadığını unutabilirsiniz. Film, tamamıyla Zebercet’in iç dünyasını anlattığı için, diğer karakterler bir miktar arka planda. Lakin, kendine ayrılan küçük kısmı başarıyla yansıtan Serra Yılmaz’dan da bahsetmemiz gerekir. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Attila Özdemiroğlu’nun müzikleri ise filmin atmosferi oluşturmasının arkasındaki en büyük silahlardan.

Filmin uyarlandığı, Yusuf Atılgan’ın 1973 tarihli romanı, varoluşçuluğun pesimist kanadında yer alıyor. Lakin uyarlamamızın bakış açısı oldukça farklı. Zebercet’in, zaten oldukça kısıtlı olan insancıl tarafları, filmde tamamen törpülenmiş. Esasen, Ömer Kavur’un Zebercet’i, daha zavallı, daha güçsüz, daha çaresiz bir adam. Kitapta, baş karakterle çeşitli noktalarda empati kurabiliyorsunuz, film ise büyük çoğunlukla izleyicinin Zebercet’ten tiksinmesini hedefliyor.

Sinema, insanları yalnızlaştırabiliyor. Hangimiz iş hayatının stresiyle boğuşurken, bir odaya kapanıp, arka arkaya film izlemenin hayalini kurmuyoruz ki? Yine de, Zebercet’ten ders almakta fayda var. Sinema zevkinizi, sosyal bir hale taşımanız TINQ ile oldukça kolay. Sizi bekliyor olacağız.