Antalya Film Festivali, hiç kuşkusuz ki ülkemizin en prestijli sinema olayı. Türk Sinema Tarihinde yeri olan hemen herkesin ayak izlerini taşıyan kültür çınarı, bu yıl 53. kez sinemaseverlerle buluşuyor. 15-23 Ekim tarihleri arasında tam 140 filmin gösterimi yapılacak. Söz konusu filmler elbette ki yalnıza ülkemize ait değiller. Toplamda 39 ülkeden katılımcı, eserlerini sergileyecek. Antalya Film Festivalini bu denli değerli kılan etmenlerden biri de, uluslararası katılımın yüksek oluşu. Bunda elbette, ilki 2005 yılında yapılan Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışmasının da etkisi büyük. Festival kapsamında, dünyanın dört bir yanından gelen yapımlar, büyük ödül için yarışacaklar.
hugh-hudson-butcenin-yarisi-banderaaa-gitti
Bu yıl, Uluslar Arası Uzun Metraj Film Yarışmasında, Jüri Başkanlığını oldukça önemli bir isim üstleniyor. Chariots of Fire, Revolution ve I Dreamed Of Africa gibi kült filmlerin Birleşik Krallık doğumlu yönetmeni Hugh Hudson’dan bahsediyoruz. Bu denli saygın bir ismin varlığı, yarışmanın önemini ciddi anlamda arttırmış olmalı. Öyle ki, Antalya Film Festival, bu yıl söz konusu branşta, rekor katılımcıya ev sahipliği yapacak.

TINQ, 53. Uluslararası Antalya Film Festivali kapsamında, Uluslararası Uzun Metraj Film kategorisinde yarışacak yapımların bir rehberini yaptı sizin için.

LE CONFESSIONI
2016, İtalya, 103 dakika
Yönetmen: Roberto Ando

Ünlü oyuncu Tony Servillo’nun başrolünü üstlendiği yapım, oldukça özgün bir senaryoya sahip. G-8 Ekonomik Zirvesi için, dünyanın dört bir yanından liderler Almanya’da toplanmıştır. En ünlü ekonomistler ve patronların yanı sıra, zirveye bir de keşiş davet edilir. Hem de IMF Başkanı Daniel Roche tarafından. Roche, zirveden bir önceki gece, keşiş ile gizlice buluşup günah çıkartmak ister. Etkinliğin başlayacağı sabah ise yatağında ölü bulunur. Keşiş, kendini şüpheliler listesinin en başında bulur. Çünkü Roche’u son canlı gören odur. Keşişin tek derdi de bu değildir. Roche’un, dünyayı kaosa götürebilecek ekonomik planlarını, Keşişe anlatmış olma ihtimali, başta dünya liderleri olmak üzere birçok önemli isme ecel terleri döktürür. Keşiş, yemini gereği, Roche’un kendisine söylediği itirafları anlatmamakta kararlıdır.

L’OUTSIDER
2016, Fransa, 117 dakika.
Yönetmen: Christophe Barratier

Société Générale isimli Fransız Bankası, 2008 yılında tam 5 Milyar Dolar zarar etti. Hem de tek bir adam yüzünden. Jerome Kerviel ile tanışın. Yaptığı hayali işlemler sonucu, dünyanın en büyük bankalardan birini iflasın eşiğine getiren bir adam. Kendisi hakkında yapılan hiçbir suçlama yeterli kanıta ulaşamadığı için hüküm giymeyen, lakin neredeyse herkesin suçlu olduğunun farkında olduğu bir isim. Arthur Dupont’un canlandırdığı Kerviel’in bu planının ardındaki motivasyona dair ise hiçbir şey bilmiyoruz. Oscar Adaylığı bulunun yönetmen Barratier’nin bu denli ilgisini çeken de bu cevaplanamayan sorular olmalı.

SLAVA
2016, Bulgaristan/Yunanistan, 101 dakika.
Yönetmen: Kristina Grozeva, Peter Valchanov

Tsanko Petrov dürüst bir adamdır. Öyle ki, çalıştığı tren yolunun üzerinde, hayal dahi edemeyeceği kadar fazla para bulduğunda, direk polise gider. Tek kuruşuna dahi dokunmaz, karşılığında ise tek bir şey beklemektedir: Bir kol saati ve artık çalışmamak. Sonrasında ise, bir adamın erdemli ve dürüst duruşunun, bürokrasi tarafından nasıl kullanılıp atılacağını izleriz. Lakin Petrov, onurlu olduğu kadar, inatçı da bir adamdır. Karmaşık bir kurgunun altına gizlenmiş oldukça derin bir politik hiciv söz konusu. Film hali hazırda birçok festivalde yarışmakta olup, ödül rafını her geçen gün genişletiyor.

HOUSE OF OTHERS
2016, Gürcistan/Rusya/Hırvatistan, 103 dakika.
Yönetmen: Russudan Glurjidze

Gürcü ve Abhaz halklarının, geçtiğimiz yıllarda yaşadığı talihsiz ve kanlı çatışmalar birçok kişide derin izler bıraktı. Glurjidze, şu an dek, bu hususta yapılmış en iddialı filmle karşımızda. Bütün bir ailenin, her bireyini saran savaş sonrası travma filmin merkezinde yer alıyor. Çocuklardan yaşlılara kadar, birlikte yaşayan birçok jenerasyonun, aynı izleri farklı şekillerde taşıyışını izliyoruz. Vahşetin insanları ne denli olgunlaştırdığını, çocukluğunu asla yaşayamayacak olanların, bir önceki nesil ile olan diyaloglarında hissedeceksiniz. House of Others cesur bir konuyu bütün çıplaklığıyla işleyen, objektif bir yapım.

JUNCTION 48
2016, İsrail/Almanya, 95 dakika.
Yönetmen: Udi Aloni

Berlin Film Festivalinde, Seyirci Ödülünü kucaklayan Junction 48, ön planda müziğin, arkada ise modern dünyanın en büyük sorunlarının yer aldığı bir yapım. Arapların ve Yahudilerin beraberce yaşadığı Lod şehri, kültürel olarak bir kaosun ortasındadır. Aşık olduğu müzisyen kadının da etkisiyle, Kerim, içinde bulunduğu suç üzerine kurulu hayattan çıkmak ister. Kendine bulduğu çıkış yolu ise, en büyük tutkusu olan müzik türüdür: Rap. Elbetteki rap, doğası gereği politik bir duruştan fazla uzaklaşamaz. Irkçılığın gölgesine, Tel Aviv’in ilk Arap Rap Grubunu kurmaya çalışan Kerim’in hikayesi, sanatın bütün çirkinliklere karşı olan mücadelesini anlatıyor.

TOZ
2016, Afganistan/Türkiye, 105 dakika.

Yönetmen: Gözde Kural
Gözde Kural’ın ilk uzun metraj filmi Toz, festivalde ilk gösterimini yapacak. İstanbul’da doğup büyüyen, savaşın parçalara ayırdığı yurtları Afganistan’ı hiç görmemiş 3 kardeşi konu alıyor toz. Azra, Ahmet ve Emir, başta anneleri olmak üzere etraflarında onları durdurmaya çalışacak herkesi karşılarına alıp, Afganistan’a gitmek isterler. Geçmişle olan bağlarını bulmak, yaşanmışlıkların izini sürmek adına, birçok insanın gitmeye cesaret edemeyeceği topraklara doğru yola çıkarlar. Lakin edindikleri her deneyim, bir yapboz parçası gibi yerlerini alır hayatlarında. Buldukları her cevap daha çok soru getirir. Ailelerinin geçmişlerini kabullenebilmek, sandıklarından çok daha zor olacaktır.

KING OF BELGIANS
2016, Belçika/Hollanda/Bulgaristan, 94 dakika.
Yönetmen: Peter Brosens, Jessica Woodworth

Herkes kral olmak için doğmaz. Kökleri yüzlerce yıl eskiye giden soylu bir aileden geliyor olmanız da bunu değiştiremez. Kral III. Nicholas da içten içe bu işe hiç uygun olmadığını hisseden biridir. İçinde kopan fırtınalar ve koskoca Belçika tahtının dahi üstesinden gelemediği yalnız hissi onu hakimiyeti altına alır. Halk tarafından da kendisine pek saygı duyulmamaktadır. Şapşal ve işe yaramaz bir adam imajı çizen Kral Nicholas, içsel bir yolculuğa çıkıp, kendini bulmak ister. İngiliz yönetmen Duncan Lloyd ile beraber İstanbul’a bir gezi düzenlemeye karar verirler. Lakin hiçbir şey hesaplandığı gibi gitmez. Kendini, balkanlarda bulan ikili, aslında kim olduklarını yavaş yavaş keşfedeceklerdir.

CLAIR OBSCUR
2016, Türkiye/Polonya/Fransa, 90 dakika.
Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Şehnaz, dışarıdan mükemmel olduğu sanılabilecek bir evliliğe sahiptir. Zorunlu görevlendirmeyle, psikiyatrist olarak atandığı sahil kasabasında, yalnızlıkla boğuşur. Haftasonlarını ise İstanbul’da yaşayan eşiyle geçirir. Kocasının hayatı üzerindeki etkisi onu oldukça rahatsız eder. Kendisini başka birinin gölgesinde yaşıyormuş gibi hissetmektedir.  Sahil kasabasındaki tek ruhsal çöküntüdeki kadın da o değildir. Küçük yaşta zorla evlendirilen Elmas da, en az Şehnaz kadar kendine ve eşine yabancılaşmaktadır. İki kadının yollarının kesişmesiyle, iç dünyalarına yaptıkları müşterek yolculuk, bir sahil kasabasının kaldırabileceğinden çok daha büyüktür. Toronto Film Festivalinde ilk gösterimini yapan Clair Obscur, Yeşim Ustaoğlu’nun ne denli umut vaat ettiğini yansıtıyor.

LA PUERTA ABIERTA
2016, İspanya, 82 dakika.
Yönetmen: Maria Seresesky

Toulouse ve Transilvania Festivallerinde büyük ödülü aldıktan sonra gözünü Antalya’ya çeviriyor Maria Seresesky. Rosa’nın hayatta yaşadığı bütün acılar ve talihsizlikler ona annesinden miras kalmıştır. Yalnızca bunlar da değil. Kendisi, annesinin mesleğini sürdürmektedir de. Bu mesleğin fahişelik olması, La Puerta Abierta’nın kara mizahının merkezinde. Rosa, annesi sebebiyle mutluluk denen fikri dahi unutmuştur. Bütün bu umutsuzluğun ortasında, Lyuba isimli bir kız çocuğu belirir ve renkler dünyaya geri döner. Umuda dair bir film La Puerta Abierta. Özellikle hayata dair bütün şansınızı tükettiğinizi düşündüğünüz bir anda çıkıp gelen umuda.

OSTATNIA RODZINA
2016, Polonya, 99 dakika.
Yönetmen: Jan Matuszynski

Sıra dışı, ahlak kurallarını yerle bir eden, cesur resimler hayal edin. Kanın, cinselliğin ön planda olduğu sanat eserleri. Hemen her sanat dalında, ruh hastası olduğunu düşüneceğimiz kadar karanlık bir yaratıcılık ortaya koyan isimler var. Peki acaba, eserlerinden yola çıkarak bir sanatçıyı yorumlamak ne kadar doğru? Seks ve şiddet üzerine, olabilecek en karanlık tabloları ortaya çıkarmış bir ressam, oldukça naif bir aile babası olabilir mi? Sanatçının dışa yansıttığı, ille de içindeki midir? Zdislav Beksinski, eserlerine baktığınızda, aklı sorunları olan, şiddet eğilimli bir adam gibi gelebilir size. Herkes onun öyle biri olmasını beklemektedir. Ama Beksinski, torunları ve oğullarıyla zaman geçirmeyi seven biri. Yaşadığı bu ikilem ise, Ostatnia Rodzina’nın konusu.